Category archive

Manşet - page 2

Empati yoksunluğundan ölmek

Havasızlıktan ölmek ve susuzyktan ölmek gelir insanların aklına genellikle. Ölünen bazı yoksunluklar vardır. Empati bunlardan değildir belki. Ama olmalıdır. Ben olayı bir başka boyuta, sosyal medya tarafına getireceğim. Kötü ve çirkinliklerle dolu bir maçın birinci yarısında kendimi iyi bildiğimden gerçekten önemli ve bağlayıcı bir karar aldım: Facebook ortamına iki gün boyunca yazma dedim kendi kendime. Ama bunu… Devamı...

Siz byte israfı yaratan karbon israfısınız

Beklemeye tahammülünüz yok. Okumaya vaktiniz yok. Anlamak için üstünde vakit geçirmeye enerjiniz yok. Bu da sizi galeri haberciliğine doğru itiyor. Siz artık gözlerinizle değil sağ işaret parmağınızın farenin sağ tuşu üstünde yaptığı tıklamalarla hayatı anlamaya çalışıyorsunuz. Size bunu yapanlar çok keyifli. Çünkü onlar aslında iki satır olması gereken bir haberi haber dahi yazmadan size 30 kadar sayfada… Devamı...

Ofiste kaka yapmak

İnsanın kendine has ve kimseyle paylaşmadığı bazı konular vardır. Bunu ne büyüklerinize ne küçüklerinize ne hayat ortağınıza… En yakınlarınıza bile anlatamazsınız. Kaka yapmak da böyle bir şeydir. Hayatta bu kadar çok tekrarı olup da bu kadar saklanan pek az şey vardır. Ofiste kaka yapmak çok zor bir iştir. Bir kere çok paylaşımlı bir ortamdır. Herkesin girip… Devamı...

Bush’tan sonra özür dileyen ABD seçmeni…

Yakın tarih hatırlamak önemli bir meziyettir. Ama hatırlamayanlar için tarihi hatırlatmak çok daha önemlidir. ABD’de yapılan 2004 seçimlerinde George W. Bush (oğul olan) ile John Kerry yarıştı. Kerry akıllı mantıklı bir adam olarak Demokratların kesin gelecek gözüyle baktıkları bir adamdı. Bush ise ABD’yi Irak bataklığına sokan, babasının tıpkı kopyası, az zeki, çok Cumhuriyetçi acayip bir… Devamı...

PR Dünyası ölürken…

Uzun zamandır herkes PR dünyasının yaşadığı zorluklardan bahsediyor. Ölüyor, bitiyor, gelecek beş yılı göremeyecek hep anahtar kelimeler. Peki neden kötüye gidiyor veya nasıl daha iyi olur konusunda ortada nasıl fikirler var, bunlara hiç ulaşamadım. Madem öyle ben kendi fikirlerimi yazayım, eğer böyle bir çalışma yoksa ona altlık olur, varsa daha önce çıkarılmış fikirlerle kendimi zenginleştiririm… Devamı...

Göreli olarak başarılı Einstein’ın karnesi

Einstein’ın sevmediği ama başarılı olduğu bir ilköğretim okul hayatının son gününün belgesi bu. İsviçre’de Aaru’da Argovian Kantonu Okulu’ndan mezun oluyor. 3 Ekim 1896 yılında. 1911 yılında yazdığı görelilik teorisinden 25 sene önceki notları bunlar. Notlar 6 üstünden verilmiş. Cebir, geometri ve fizik gibi notları tam. En düşük notu Fransızca ile 3. İtalyanca’dan 5 almış. Tarih’ten de… Devamı...

Gölgedeki sözelci

Bazı adamlar vardır asla öyle ortalara düşüp bar bar bağırmazlar yaptıklarını. Onlar gölgedeki adamlardır ve güneş gibi birilerini aydınlatır, büyüme ihtimali olanların gölgelerini daha da çok büyütürler. Andrew Lloyd Weber deyince Herkesin kafasında ışıklar çakmaya başlar. Gözünün önünden Phnantom of The Opera geçer, Jesus Christ Superstar geçer, Evita geçer. Tim Rice dediğimiz adam, işte Weber’in yükselmesindeki… Devamı...

Mr. Spock’tan öğrendiklerimiz

Mr. Spock karakterinin Star Trek dizi ve filmlerinde söylediği enteresan sözleri topladım. Bunları arka arkaya koyunca Leonard Nimoy’un hayatımıza kattıklarımızı daha iyi anlamaya başlayacaksınız… Bilgisayarlar mükemmel hizmetlilerdir… Ama asla onların altında çalışmak istemem Kötülük müritleri olmadan yayılamaz Değişim tüm varlıklar için zorunlu bir süreçtir Yetersiz olgular daima tehlikeye davetiye çıkarır Kadınların direkt cevap vermekten kaçınma… Devamı...

Hiçbir kitabının filmini seyredemeyen üstad

Philip K.Dick… Bilim kurgunun babası hala oğlu gibi saçma tanımlara girmek bence yanlış. Değişik bir düşünce yapısı vardı. Zamana takıntılıydı ve bunu da hemen her yazısında bize yedire yedire gösterdi. Ama ben biraz bu adamın bararısızlıklarla dolu hayatına bakmak istiyorum. İkizi vardı, öldü. 1928 doğumlu biri olarak 1950’lerde bilim kurgu yazmak gibi bir lanete sahip… Devamı...

Kedi

Bir bilgisayara bir de bana baktı. İnceden iç geçirdi ve yeter artık dercesine patilerini ellerime koydu. Konuşabilseydi aman sanki yazıyorsun da ne oluyor derdi. Konuşabilseydi gücüm bir ona yettiği için onu sustururdum belki. Ters ters baktı bana düşündüklerimi anlamışçasına. “Yemeğin mi bitti” dedim konuyu değiştirmek için. Hayır kabının içi ağzına kadar doluydu. Bunu o da… Devamı...