Bir Sayfa Seçin

Pamuk Prenses bir masal kahramanı olabilir. Ama Pamuk Prenses içinde geçtiği masalın kahramanı değilir. O masalın kahramanı sihirli aynadır aslında. Masalın gidişatını, içindeki tüm olayların düğümünü o sihirli ayna belirler.

Her zaman kraliçe olmak ve kalmak isteyen, en güzel olduğunu bilmek ve sürekli öyle hissetmeyi hedefleyen kötü kraliçelerin yardakçısıdır. Varlık sebebi hep farklı zamanda ve kelimelerle “en güzel sensin kraliçem” demektir. Böyle diyebildiği sürece varolur, bunu diyemediği anda tarih olur.

Gerçek hayatta da karşılığı olan bir şeydir bu. Hep prenses ve geleceğin kraliçesi olmak istemiş kadınların çevrelerinde onu sürekli görmekle avunacak sihirli aynaları vardır. Bu aynalar prenses ve kraliçelere dokunamazlar. Onların peşinde olamazlar. Sihirli aynalar sadece prenses ve kraliçeler onlara ne kadar güzel olduğunu sorduğunda buna olumlu cevap vermek için vardır, o kadar.

Masalın içinde geçen kraliçenin tek başına yönettiği bir krallık vardır, ihtişamı ve azameti vardır. Ama bunların hiçbirini masalda önemli bir rolde görmeyiz. Masalı masal yapan kraliçenin kendini daha güzel hissetme isteği, sık sık sihirli aynasına gidip benden güzeli var mı bu dünyada diye sormasıdır.

Bir camın ayna olması için gerekli üç şey vardır: Birincisi camdan olması ki bu gerektiğinde kırılıp atılabilmesini sağlar. İkincisi pürüzsüz olması ki bu onu diğer tüm eşyadan ayırır.

Ama en önemlisi onun bir sırrının olmasıdır. Sır kelimesinin esas anlamı gizem değildir. Camın, tamamen arkasını gösteren bir eşyanın arkasına sürülen bir maddedir sır. Onu bir camın arkasına sürdüğünüzde cam, şeffaf olmaktan çıkar. Evin en uzak yerinde kullandığınız ve asla görmediğiniz varlığını hissetmediğiniz bir şey olmaktan çıkar. Sırrı olan camla kadınların her gün ilk baktığı, evinin en özel köşesinde bulunan, en özel yönlerini ve yanlarını gösterdiği bir meta haline dönüşür. Aynanın sırrı prenses ve kötü kraliçelere kendini iyi hissettirmesidir.

Kadınlar her zaman önce sırrı olan bu alete bakar, sonra o aleti unutur ve o aynanın kendilerini yeterince tatmin etmesinden aldıkları hazla kendilerini başkalarına gösterirler. O sır çözülünce o aynalar artık bir işe yaramaz olur. En iyi ihtimalle evin en uzak yerine pencereye takılıp görünmez hale gelirler.

Kötü ihtimalle kırılır giderler. En küçük parçası tırnak ucunu geçmeyecek şekilde kırılırlar. Bu kadar küçük parçalara ayrılmalarının sebebi bir daha asla bir diğerinin işine yaramamasını sağlamaktır.

En küçük parçalarına ayrılan aynalar bir daha kimsenin işine yaramaz. Çünkü ne kadar iyi bir araya getirirseniz getirin bazı parçaları dışarıda kalır, üstündeki çatlaklar daima onun birileri tarafından kırıldığını gösterir.

Tekrar işe yaraması için o parçaların tamamını çok büyük ve harlı bir ateşe atmanız ve artık olduğu şeyden bambaşka bir şeye dönüştürene kadar yakıp eritmeniz gerekir. Ki bu işlemin sonunda herkesin dudaklarını değdirip sonra unutup bir kenara attığı bardağa dönüşme riski de vardır.

Genelde yapılan seçim, yanıp kavrulmaktansa küçük parçalar halinde kalmak yönünde olur.