Şarlatan olmak ya da olmamak

/

Bu bir iletişim yazısıdır. Başka anlamlar aramak ve şüpheci olmak, güzel ancak gereksiz bir enerji kaybıdır.

Şarlatan kelimesinin orada burada duymuş olabilirsiniz. Kelimenin etimolojik kökenine inecek olursak karşımıza birkaç farklı bakış açısı çıkıyor. Bazılarına göre bu kelime İtalyanca ciarlare fiilinden geliyor. Bu fiili birebir Türkçeye çevirmek istersek bağıra çağıra gürültülü konuşmak tanımı tam karşılamasa bile oldukça uygun düşüyor.

Bir diğer bakış açısına göre şarlatan kelimesi 18-19. yüzyılda özellikle Fransa’da mucizevi ilaçlar ve tonikler satanlar için kullanılıyor. O tonikler büyük yalan dolan olduğu için bugünkü kullanımda şarlatan kelimesi çok kötü anlamlar yüklenmiş. Eğer o yıllarda tonik olarak satılan yılan yağı, gerçekten de bugünün Aspirin’i tadında birçok işe yarasaymış “bizim Osman abi büyük şarlatan ilerde benim çocuğum da şarlatan olur inşallah” gibi bir kullanımımız olabilirdi.

Şarlatanlar ürününü veya fikrini satmak için ortalığı vesveseye veren kişiler için kullanılıyor. Kelime kökenine baktığımızda salt yalan dolan ile iş yapmaları değil, bu insanların bağırıp çağırması da gerekiyor.

Biraz iletişim dünyasına girecek olursak… Bugün insanların neden bağırıp çağırdığını da o günün bakış açısından anlamlandırabiliriz: Paris’te şarlatanlık yaparak ilaç satan insanlar satış işini şova dönüştürüyorlar: Bir dükkan açıp burada yılan yağı satılıyor demiyorlar. Onun yerine mobil, her an yer değiştirebilen ve kaçışa uygun minik gösteri araçları kullanıyorlar. Ürünlerindeki yalan büyük olduğu için o anda satmaları gerekiyor ve o yüzden de çok bağırıp çağırıyorlar.

Bugünün dünyasına bakalım: Bir ürün satmak istiyorsunuz diyelim. Ürün iyi ve bir soruna çare oluyorsa o ürünü zaten kulaktan kulağa tekniğiyle zaten herkes duyuyor. Ancak ürün üstüne yüklenmiş yalanın boyutu ne kadar büyürse o kadar çok bağırmak ve bunu şova dökerek anlatmak gerekiyor.

Bunu bir teknolojik ürün satışında da görebilirsiniz, bir siyasi partinin anlatımlarında da, bir ponzi sisteminin lansmanında da, hatta bir haberin yayılmasında da.

Bu arada şarlatanların sattığı ürünlerin insan beyninin mantıklı düşünme kanallarını tıkayacak kadar önemli bir soruna çare bulması gerekiyor. Mesela 18. yüzyılda ölümsüzlük vaat ediyor bu iksirler, sonrasında seksüel erkeklik gücüne zirve yapmasıyla öne çıkıyor. Günümüze yakın zamanlarda piramit sistem kurup herkesi inanılmaz derecede zengin etmeyle akıllara giriyor. Herkese bir ev bir araba anahtarı vermeyi öneren, dünyanın en büyük on ekonomisinden bir haline getirme umudunu salan şarlatanları da unutmamak lazım.

O zaman şarlatanları nasıl tanıyacağımızı bize çok iyi anlatan birkaç madde sıralayalım:

  • Eğer size çok büyük ve beklenmedik bir umut veriyorlarsa şarlatan olma ihtimalleri vardır.
  • Eğer her an toparlanıp kaçabilecek bir konumdalarsa şarlatan olma ihtimali yüksektir.
  • Eğer yaptıkları iletişimi bağırıp çağırarak yapıyorlarsa kesin şarlatanlardır.
  • Eğer sizi aynı şarlatanlıkla birden fazla kez yanıltabiliyorlarsa büyük iletişimcidirler

Peki sizin şarlatan konumuna düşmenizi engelleyen şey nedir? Onları da yine bu verilerden yola çıkarak sıralayalım:

  • Beklenmeyecek derecede önemli bir soruna çareyseniz bunu çok iyi anlatmanız lazım. eden kimse bunu yapamamış da siz onu bulmuşsunuz sorusu mantıklı olan her insanın düşünebileceği bir şeydir. Bu çözüme giden yollara nasıl ulaştığınızı açık ve net bir biçimde anlatabilmeniz gerekiyor.
  • Topluma güven verin. Nerede olduğunuzu, nereden geldiğinizi nasıl kaçamayacağınızı açık ve net bir biçimde itiraf edin. Köklerinizi gösterin onlara ve oraya nasıl bağlı olduğunuzu anlatın.
  • Bağırmak deyince illa birinin yanına gidip avazınız çıktığı kadar sesinizi yükseltmeniz gerekmiyor. Bağırmak bazen Google ortamına çok reklam vermekle de olabilir, TV ve gazetelere çok çıkmakla da… Bir şeyi çok söyleyince daha çok anlaşılır olmazsınız, olsa olsa sıkıcı olursunuz.
  • İnsanlar sizi duysun istiyorsanız bunun yol uzaktan onlara bağırmak değil yakınlarına gitmektir. Yakınlarına giden herkes, sıcaklıkla karşılanır. Birinin yakınındaysanız bağırmadan da duyulur hale gelirsiniz. İnsanlar uzaktan bağırana değil yakınlarındakine güven duyarlar.

Peki ben bu yazıyı neden yazdım? Çünkü iletişim dünyamızda yeni bir akım doğdu. Ben onlara şarlatan iletişimciler diyorum. Bu kişi ve kurumlar hiçbir şekilde beni dinlemiyor, hiçbir soruma cevap vermiyorlar. Bunun yanında sürekli kendi söyledikleri şeylerin duyulmasını talep ediyorlar. WhatsApp gibi ortamlardan düzenli tacizlerle kendi fikirlerini bağırıyor ama aynı ortamdan soru almıyorlar. Bu şarlatanlığı şimdilik kaydıyla isim vermeden tarihe not düşelim. İlerde devamını yazarım.

Önceki Konu

Aşk: Kaybedenlerin oyunu

Latest from Fikren