sosyal medya - Page 3

Sosyal medyanızı ele geçirtmeyin

/

facebookTrend Micro, sosyal medya hesaplarının güvenliği için kullanıcıları ve kurumları uyarıyor. Trend Micro uzmanlarının verdiği bilgilere göre, tarayıcılar için sahte eklentiler yaratan saldırganlar, özellikle Facebook, Google+ ve Twitter hesaplarını ele geçirmeye çalışıyor. Google Chrome ve Mozilla Firefox kullanıcılarının hedef alındığı saldırılar, sahte bağlantılar üzerinden zararlı yazılımlar indirilmesini temel alıyor.

Sahte eklentilerin yüklenmesi için sahte bir video oynatma güncellemesi kullanılıyor. Kullanıcılar bu güncellemeyi gerçekleştirmek için tıkladıklarında sahte bir tarayıcı eklentisini bilgisayarlarında buluyor.

Chrome Service Pack 5.0.0 ve Mozilla Service Pack 5.0 olarak kendini tanımlayan eklentiler bir kez bilgisayara yüklendiğinde zararlı bir bağlantıdan kurulum dosyası indiriyor. Kurulum dosyası sosyal medya hesabını ele geçiriyor ve kullanıcıların bilgisi dışında aşağıdaki işlemleri gerçekleştiriyor:

  • Sayfaları beğeniyor,
  • Paylaşımlarda bulunuyor,
  • Gruplara katılıyor,
  • Arkadaşları gruplara davet ediyor,
  • Arkadaşlarla sohbet ediyor,
  • Yorum yapıyor,
  • Durumunu güncelliyor.

Özellikle Facebook, Google+ ve Twitter hesapları üzerinde bu işlemlerin gerçekleştirildiği saldırılar, zararlı bağlantıların yayılmasını amaçlıyor.

Bu tür saldırılara karşı kullanıcıların dikkatli olması gerekiyor. Siber suçlular, sıklıkla sosyal mühendislik yöntemlerine başvurarak kullanıcıları kandırmaya çalışıyorlar. Trend Micro Smart Protection Network ile zararlı bağlantılar engellendi ve tehditlerin Trend Micro güvenlik çözümleri bulunan sistemlere ulaşmasının önüne geçildi.

Sosyal medyanın yeni askerleri

/

Sosyal medyada yaşanan Gezi Parkı olaylarının ardından yeni bir çağa giriyoruz. Şimdi sosyal medyada ilginç bir savaş başladı. Son zamanlarda biraz da muhalif ruhlu olanlar farketmiştir belki, tamamı Haziran sonrası doğumlu sosyal medya ekibi, canhıraş bir biçimde sosyal medyayı kullanmayı bilmeyen bir takım insanları korumak için uğraşıp didiniyor.

Örneğin bir bakan ya da belediye başkanı iletişim anlamında söylenmesi doğru olmayacak bir laf etti ve bu da sosyal medyada kendine karşılık buldu. Hemen bir anda aksiyon başlıyor. O milletvekili, bakan ya da belediye başkanı hiç cevap vermiyor. Hiç tanımadığınız, sizi yeni takip etmeye başlamış birileri size cevap vermeye başlıyor ve çoğu zaman mantık dışı savlarla savunmaya başlıyor o politik karakterleri…

Bu insanların ortak özellikleri çok bariz. Politik karakterleri övüyor, bir kesimi parlatıyor, onun söylediklerini RT’liyor, tüm ortalığın ihtiyaç duyduğu trendleri besliyorlar. Bunun dışında çok az adam takip edip çok az adam tarafından takip ediliyorlar. Genelde sahip olduklarını söyledikleri özellikler daha önceki mesajlarında değil, tam yeri geldiğinde ortaya çıkıyor.

Şimdi bunları bir araya getirerek Gezi sonrası yeni sosyal medya açılımı yapacağını söyleyen iktidarın planlarının sonucu olabilir mi acaba diye düşünüyor insan. Bu cevap verenlerin gerçek kişiler mi yoksa tek bir merkezden yönetilen robotlar mı olduğunu söyleyebilecek kadar etkin bir sosyal medlya uzmanı değilim. Uygun araçlarım da yok her birini incelemek için. Ama yazdıklarını görebiliyorum. Hepsinin ve her birinin.

Umarım böyle bir şey yoktur. Umarım ben yanılıyorumdur.

Yalancı takipçileri nasıl anlarsınız?

/

fake usersSosyal medyada çok insan var da bu çok insanların hangilerinin gerçek hangilerinin sahte olduğunu nasıl anlarız? Social Bakers kurallarına göre gidelim. Çok kolay tanılar yapmışlar:

  1. Eğer seni takip eden her 1 kişi için 50 kişiden fazlasını takip ediyorsan sahtesin
  2. Eğer her zaman kullanılan SPAM ve reklam metinlerindeki cümlelerin yüzde 30’undan fazlasını kullanıyorsan sahtesin
  3. Yazdıklarının yüzde 90’ından fazlası birilerinin söylediğini tekrarlamaksa sahtesin
  4. Aynı şeyi üç kereden fazla gönderiyorsan sahtesin
  5. Gönderilerinin yüzde 90’ı linklerden oluşuyorsa sahtesin
  6. Hesabından hiç Tweet atılmadıysa sahtesin
  7. Hesabın iki aylık ama hala bir profil resmin yoksa sahtesin
  8. 100’den fazla insanı takip ediyor ama hala ne adını ne bulunduğun yeri tanımlamamışsan sahtesin

Bunların her birinin birbirinden farklı sanhte olduğunu gösteren puanları var. Yani 9 madde de aynı ağırlıkta değil.

Eğer kullanıcılarınızın yüzde 10’dan azı sahteyse sorun yok. Bu oran herkesin başına gelebilir bir şey. Eğer siz de kaç sahte kullanıcınızın olduğunu görmek isterseniz Social Bakers’ın ilgili sayfalarına bir göz atın. Eğlenceli bir aktivite…

Twitteraudit’ten birkaç farklı gerçek kullanıcı yüzdesi verelim sizlere

Serhat Ayan @Serhatayan %84

İ. Melih Gökçek 06melihgokcek %66

Recep Tayyip Erdoğan @RT_Erdogan %39

Vali Avni Mutlu @valimutlu %76

Hüseyin Çelik @hc_huseyincelik %59

Mehmet Görmez @DIBMehmetGormez %76

Mehmet Şimşek @memetsimsek %54

Fatma Şahin @FatmaSahin_ASPB %61

Bülent Arınç @bulent_arinc %49

Hapis garabeti kalkıyor Twitter Türkiye’ye gelebilir

/

twitter hapisİnternetin gelişmesi için yeni açılımlar Türkiye’nin önünü açan bir kanun tasarısı mecliste torbada bekliyor. Bugün sadece iki gazetenin ciddi olarak incelediği kanun tasarısı, aslında içinde yazanlardan çok daha büyük anlamlar taşıyor. Kanun tasarısına göre içerik barındıran şirketlere daha önce getirilmiş olan içeriği kaldırmazsa 2 yıl hapis cezası maddesi tarihe gömülüyor.

Bu madde sayesinde Türkiye’de servis sağlayıcı hizmeti veren kurumların başı olası büyük dertleren kurtuluyor. Ama bunun Türkiye’nin servis sağlaycıları için çıkarıldığını söylemek çok büyük safdillik olur. Zira bu olayın arkasında çok daha büyük bir planın parçaları var.

Bu madde sanılanın aksine küçük servis sağlayıcıları değil; Facebook, Twitter, Google ve benzeri sosyal medya içerik barındırıcılarını etkiliyordu. Örneğin Google’a Atatürk ile ilgili bir içerik konusunda sıkıntılar olduğunu ve bunun kaldırılması isteğini gönderdi devletimiz. Google, bunu evrensel şartları dahilinde inceleyip masaya yatırdı. Sonra bunun kaldırılabilir nitelikte olmadığına karar verdi. Bu noktada eğer devletimiz Türkiye’de bunu kaldırmayan bir Google yetkilisi bulursa onu hemen nezarete atacak ve 2 yıl hapis istemiyle yargılayacak.

Google için bu bir skandal olurdu. Google sırf bu kanunun orada durması ihtimali yüzünden dahi Türkiye’ye yönetici atayamaz, burada bir dükkan açamazdı. Bu çağ dışı uygulamanın varlığı bile Google’ın buraya göndereceği elemanın maliyetini birkaç katına çıkarırdı ABD’de ödemesi gereken sigorta payı yüzünden. Şimdi bu madde yok. Biz artık modern bir ülkeyiz demesek de biz artık çağ dışı bir ülkeyiz diyebiliyoruz göğsümüzü az da olsa gererek…

Bu konu hakkında sosyal medyada ilk paylaşımların ardından gelseler ne olacak sorularına yönelik cevabi nitelikte bir paragraf yazmak istiyorum: Bu şirketlerin Türkiye’de olması, devlet için iyi olabilir ama aslında hepimiz için çok büyük anlamlar ifade edecek: Türkiye’de istihdam doğacak. Örneğin Google video gösterimi uygulamasını tüm dünyadan bir yıl sonra Türkiye’de açmayacak, bizi sonraki ülkeler statüsünden çıkaracak. Biz buradan Android’e paralı içerik göndermek için yurt dışından ABD sigorta numarası aramayacağız.

Bunun gibi onlarca şey saymamızın yanısıra aslında en önemlisi bu şirketlerin Türkiye’de kendilerine bir internet düğümü kurmaları bizim için çok önemli. Yani OTT adı verilen Over The Top şirketler buradan bir internet köprüsü kurar ya da mevcut sistemlerinin çok küçük de olsa bir kısmını Türkiye’ye getirirlerse o zaman Youtube’a gitmek için tam bir dünya turu atmayacak, bu içeriklere belki de yurt dışına çıkış parası vermeden ulaşabileceğiz. Türk Telekom ve Superonline gibi servis salğayıcılar Türkiye içinde verdikleri 100 megabitlik hizmetleri Türkiye’ye özgü olmaktan çıkarıp dünyaya da yayabilecekler.

Elbette Twitter ve Facebook ve arkadaşları Türkiye’ye gelmek için başka akil bahaneler bulabilirler. Vergi diyebilirler, internet filtrelerini örnek gösterebilirler… Elleri hala çok kuvvetli. Ama en azından dünyaya üstü kapalı da olsa aslında bizim çağ dışı bir ülke olduğumuzu, hapse gece yarısı ekspresi kaldırdığımızı söyleyemeyecekler.

Bu anlamda şahsım adına emeği geçenlere teşekkürü bir borç bilirim.

Facebook’tan son dakika resmi açıklaması

/

Facebook LawsuitFacebook, protesto olaylarıyla bağlantılı olarak Türkiye’deki devlet otoriteleriyle herhangi bir kullanıcı bilgisi paylaşmamıştır. Genel olarak, Türkiye’deki devlet otoritelerinden gelen bilgi talepleri; yaşamsal ya da çocukları tehdit eden bir konu içermediği müddetçe (ki bu kapsamdaki talepler, bize ulaşan taleplerin çok küçük bir kısmını oluşturmaktadır) kabul edilmemekte ve resmi yasal kanallara yönlendirilmektedir. İnternet şirketlerinin Türkiye’deki asayiş otoriteleriyle daha sıklıkla kullanıcı bilgisi paylaşmasını gerektirebilecek yasal düzenleme önerileriyle ilgili endişelerimiz bulunmaktadır. Türkiye hükümetinin temsilcileriyle, bu hafta Silikon Vadisi’ne gerçekleştirecekleri ziyaret esnasında bir araya gelecegiz ve yasal düzenleme önerileriyle ilgili güçlü endişelerimizi kendilerine doğrudan da aktaracağız.

Konuyla ilgili yazdığım yazıda anlatılanlar ve kamuoyu tepkileri yüzünden Facebook acilen bir açıklama geçti. Bana çok inandırıcı gelmedi ama aksini kanıtlayacak bir durumum olmadığı için susuyor ve kabulleniyorum

Binali Yıldırım Twitter’ı alenen tehdit etti

/

angry-twitter-birdTaksim ve Gezi Parkı olayları ülkenin 2 şehri hariç dört bir yanına yayıldı. Sosyal medyada bu konuda tartışmaların olması kaçınılmazdı. Sosyal medyada insanlar düzenli olarak fikir beyan ettiler ve günün birinde devlet baba gelerek burada konuşulan birçok şeyin aslında terörist paylaşımı olduğunu söyleyerek işin içinden çıktı.

Sonra Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın arkadaşları Twitter ile irtibat kurarak bu şirketten kendilerine yardımcı olmasını istedi. Onlar da yok demiş. Neden? Çünkü avukat ve doktor telefonlarını paylaşan, orada olan bitene karşı kendini ifade eden, araya giren provokatör belediye başkanlarına karşı suspus oturamayan herkes terörist ilan edildi. Muhtemelen Twitter bunların ne olduğunu görünce bir git başımdan demiştir Binali Yıldırım’ın arkadaşlarına…

Yıldırım, tüm bu açıklamaları Erzincan’ın Kemah ilçesi Koçkar Köyü Sosyal Yardımlaşma, Dayanışma Kültür ve Eğitim Derneği’nin düzenlediği toplantı öncesinde aktardı. Normal şartlarda ülkelerde köylü dayanışma derneği girişinde konuşulmaz bunlar, ama bizde öyle…

Binali Yıldırım’ın sandığı gibi bu ülkede faaliyet göstermiyor Twitter. O kendi yerinde duruyor. Biz, onun hizmetlerinden faydalanıyoruz. Onların sandığı gibi para almak için Türk müşterilerin peşinden koşmuyor kimse. Türk müşteriler kendilerini ifade edecek zekada olmadığı için oradan trending topic satın alıyor. Ben bunu onları savunduğum için söylemiyorum. Sadece günün her saatinde oradayım ve net bir biçimde görüyorum. Ama bunları anlatacak yürek kadar anlayacak insan da gerekiyor.

Yıldırım “Bu ülkenin yasalarına göre suç teşkil eden konularda yargı ile kolluk kuvvetleriyle işbirliği yapmanız gerekir. Bütün ülkelerde bu böyle işler” diyor ve yanılıyor. Bu konu evrensel suçlarda geçerlidir. Artı vereceğiniz cezaların da uluslararası normlara uygun olması gerekir. Mesela Bir başka adama resmini göndermenin suç olduğu bir ülkede kadının taşlanarak öldürülmesi için isminin istenmesini k’ale almaz Twitter, almaması gerektiği konusunda da sanırım hepimiz hemfikiriz. Aynı şekilde bir doktorun telefon numarasını paylaştığı zaman terörist sayılacak 17 yaşındaki çocukların adreslerinin verilmemesi de açıkçası bana mantıklı geliyor.

Yıldırım konuşmanın bir yerinde algıyla oynayarak Twitter’da yazan adamların IP’lerinin alınmasıyla devlet kuruluşlarına siber saldırı yapanların konusunu birleştirme çabası içine giriyor. Bu ikisini aynı konuda kullanmak elmayla armutu toplamak gibi bir şey. Ama interneti ve sosyal medyayı bilmeyenlerin gözünde Gezi parkı eylemcileri bir anda ülkenin elektrik santrallarını çökertmek isteyen teröristler konumuna geçiyor.

Biz küçükken büyükler küçüklere “yavrum oranla çok oynama sonra düşer maazallah” derlerdi. Biz de şimdi algıyla çok oynamayın maazallah düşer müşer diyoruz.

Bu arada Bakan konuşmasının bir yerinde “Facebook uzun zamandır Türk makamlarıyla uyumlu bir çalışma içinde bulunuyor. Türkiye’de birimleri var. Onlarla bir sorunumuz yok” diyor. Bu Facebook’un olur olmaz her isteğe cevap verdiği anlamına geliyorsa çok ciddi bir sorunumuz var demektir. Facebook hangi isteklere ne şekilde cevap verdiğini dile getirene kadar zan altında kalacaktır.

Son olarak iletişimin en kötü yanına, karanlık tarafa giriyor Binali Yıldırım: “Twitter bize istediğimiz bilgileri versin. Aksi halde bu sürdürülebilir bir şey değildir.” “Kendileri üzülür”…

Açıkça ve alenen tehdit bir bakanın yapması gereken şey değildir.

Bir de temel iletişim kurallarından biri, eğer tehdit ettiğiniz şey sizi umursamazsa çok kötü durumda kalırsınız.

Bir fotoğrafın sahte olduğunu nasıl anlarsınız?

/

Sosyal medyada dolaşan fotoğraflar var. Bazı kötü niyetli insanlar, insanları kandırmak ve galeyana getirmek için internet üstünden buldukları eski yaralanma veya eylem fotoğraflarını toplayarak kötü niyetli olmanın hakkını veriyorlar.

Bize düşen bu kötü niyetli insanların attıkları kıvılcımla halka ateşi yaymamak.

Gördüğünüz resimler en yakınınızdan veya çok güvendiğiniz insanlardan gelebilir. Olayların ateşi sırasında her zaman yeterince itidalli olamayabiliriz. Veya bir haberin gerçek mi yoksa yanlış mı olduğunu bilmek, her zaman o kadar kolay olmayabiliyor.

Ben bir sosyal medya vatandaşı olarak size bazı küçük ipuçları vermek istiyorum. Bir fotoğrafın internette başka bir siteden alınmış sahte bir şey olup olmadığını anlamanın göreli olarak oldukça garantili bir yolu var. Size bunu adım adım anlatmak istiyorum:

Öncelikle resmin üstüne sağ tıklayarak resmi bilgisayarınıza kaydedin.

Ardından images.google.com adresine gidin. Önünüze şöyle bir site çıkacak:

1

Bu bildiğiniz Google’ın resim arama motoru sayfasıdır. Buradan işinize yarayan resimleri arayabilirsiniz. Ama Google’ın en önemli hizmetlerinden biri olarak buraya resim yükleyerek bu resmin benzerlerini bulmak için de hareket edebilirsiniz. Bunun için arama butonunun en solunda bulunan fotoğraf makinesi simgesine tıklayın. Karşınıza şöyle bir ekran gelecek:

2

Buraya resmin internetsitesinde gözükmesini sağlayan internet adresini kutucuğa yazarak görselle ara diyebilirsiniz. Ama bu işin en garantilisi sağdaki linke tıklayarak görsel yükleyin linkine tıklayın. Karşınıza bilgisayarınızın dosya yapısı gelecek. Oradan resmi kaydettiğiniz alana giderek resmi seçin ve görselle arayın butonuna tıklayın.

Sonuç olarak karşınıza aşağıdaki gibi bir sonuç silsilesi gelecektir:

3

Gördüğünüz gibi verdiğiniz resim ne olursa olsun ona çok benzeyen resimleri Google önünüze getirecektir. Eğer internette size sunulan resmin aynını görürseniz, hemen üstüne tıklayın. Eğer eski tarihli ve başka bir şey için kullanılmış resimse, size sunulan haber çok yüksek ihtimalle sahtedir. Hemen bunu sosyal medyada yayabildiğiniz kadar insanla paylaşarak sahtekarlık yapıldığını duyurun.

Bir minik uyarı yapmak istiyorum: Bazen gerçek resimlerin de sahte olduğunu da söyleyenler çıkacaktır. Bu anlamda etkin bir biçimde içinizdeki her şüpheyi Google resim arama ile paylaşın.

Ülke için, haklıyken haksız duruma düşmemek için yapılması gereken bir şey bu.

Lütfen bilgisayar başında sadece iki dakikanızı alacak şu küçük aramayı kendinize iş edinin. Hiçbir istenmeyen olayın vebali üstüne kalmasın.

“Kavmin” kefaret gününde günah keçisi sosyal medya seçildi

/

gunah kecisiGünah keçisi kelimesinin nereden geldiğini bilmiyor olabilirsiniz. Günah keçisi eski Yahudi inanışta bulunan bir kavramdır. Kefaret Günü adı verilen bir günde kavmin günahları simgesel olarak keçiye yüklenirdi. Tüm günahları taşıyan keçi kesildiğinde insanların tüm günahlarından arındığı, tertemiz olduğuna inanılırdı.

Bugün için aynı şeyleri o kadar net bir biçimde yaşıyoruz ki unu günah keçisi kavramı o kadar net bir biçimde anlatıyor ki başlığa bunu çekmeden yapamadım.

Herkesin sosyal medyaya saldırası geldiği ve sosyal medyanın aslında yaşanan bütün kötü şeylerin anası olduğunu hep birlikte devlet büyüklerinin topyekün açıklamalarıyla öğrendik. Devlet yetkilileri bu alanda tezlerini güçlendirmek için farklı kanallardan iletişim bombardımanı başlattı.

Örneğin Uluslararası Sosyal Medya Derneği (USMED) adı verilen bir kurum, Taksim Gezi Parkı odaklı gelişmelere ilişkin, “Yaşanan olaylar göstermiştir ki, eylemi iyi niyetle destekleyen sosyal medya kullanıcıları kadar, provokasyon amaçlı kullanan, yalan paylaşımlar yapan, sahte hesaplarla bilgi kirliliğini körükleyen, çıkarları için ülkemizi kaosa sürüklemek isteyen kötü niyetli kullanıcılar olduğu da gözlemlenmiştir” açıklamasında bulundu. O sosyal medyanın derneği olan kurumun o sosyal medyaya bu kadar net bir biçimde saldırmasını çözebilmek mümkün değil.

Hatta bu kurum diyor ki “Sosyal Ombudsmanlık devreye sokulmalı, sosyal medya şikayet yönetimi yasalaşmalıdır. Sosyal medya üzerinden yapılan provokasyon ve bilgi kirliliği, sıkı denetimlerden geçirilerek olayların büyümesine mahal vermeden engellenmelidir.” Sosyal medya engellenmelidir deyince zaten sözün bittiği yeri yaşıyoruz.

Peki bu günah keçisine karşı neler yapılacak… Bunun cevabını yine basına bugün yansıyan başlıklardan buluyoruz: AKP, partinin ‘tanıtım ve medya’, ‘ArGe’ ve gençlik kollarının katılımıyla oluşturulan komisyonsosyal medyada en çok konuşulanları, AK Parti algısını, nasıl tanıtım yapılacağını ve provakasyon alanlarını tek tek analiz etmeye karar vermiş. İzmir’de il ve 30 ilçenin kadın, gençlik kolları ile ana kademenin ‘tanıtım ve medya’ ve ‘Ar-Ge’ başkanlarının katılacağı toplantı, Kaya Otel’de yapılacakmış.

Bu arada devletin bizzat konuyla ilgili verdiği demeçlerde buram buram müdahale kokuyor: İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, sosyalmedya kullanıcılarına yönelik bir operasyonun sinyalini şöyle verdi: “Emniyet’in yetkili birimi sosyal medya üzerinde ters algı yaratamaya çalışan kişilere karşı bir operasyon düzenleyecek. Benim bir fikrim var diyenlere karşı benim telsizim var, taşım var, molotofum var diyenlere karşı mücadele ediyoruz. Sosyal medyayı prokovatif eylemler için kullananlar var. Bununla mücadele edeceğiz. Emniyet güçlerimizi zor duruma sokmak isteyen her algıya karşı mücadele edeceğiz.”

Devletin sözünün tek başına yetmediği durumlarda dini motiflerle bezeli açıklamalar da gündemdeki yerini aldı: Din işleri Yüksek Kurulu Başkanvekili Zeki Sayar, sosyal medyada yapılan dini paylaşımlann inançlar arası çatışmayı körüklememesi gerektiğini söyledi. Sayar, “Zihinleri karıştıracak, inanç zaafiyetine yol açacak, dinler ve inançlar arası çatışmaları körükleyecek hiçbir bilgi paylaşılmamalıdır. Sosyal medyada dini konularda yapılan paylaşımlarla ilgili “Paylaşılan bilgide sübjektif mülahazalar değil “doğruluk” ölçü alınmalı ve okuyucu kitlesinin her seviyeden eğitime sahip olabileceği göz önünde bulundurularak; zihinleri kanştırâcak, inanç zafiyetine yol açacak, dinler ve inançlar arası çatışmalan körüldeyecek hiçbir bilgi paylaşılmamalıdır” açıklamalarında bulundu.

Çemberi kapatmak için bir de yurtdışından örnek blunmalıydı ki aynı gün içinde bu da yapıldı: Twitter’da Kuveyt Emiri Şeyh Sabah El Sabah’ın devrilerek rejimin değişmesi gerektiğine ilişkin mesajlar yazan 37 yaşındaki öğretmen Hûda el Acmi 11 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Yani Gezi parkı olaylarında gerçekten çok yanlış şeyler yapıldı, birçok “günah” işlendi. Toplum ve yönetim erki bu günahların yükünü taşıyamazdı. Bu yüzden de tüm günahlar sosyal medyaya yüklendi. Onu kestiğimiz anda bir tane bile günahlı insan kalmayacak “kavmimizde”…

Hepimize hayırlı olsun…

Çalışanlar iş yerinde bağlantı parasını kendi verseler de Facebook istiyor

/

Facebook LawsuitMicrosoft’un 32 ülkede yaptığı araştırmaya göre çalışanların neredeyse yarısı sosyal medya araçlarını kulanmak istiyor. Sosyal medyaya bağlanmayı şirketin bu konuda kesin kuralları olsa da, bağlantı parasını kendi verse de istiyor.

Microsoft’un Ipsos tarafından yapılan 10 bine yakın beyaz yakalı çalışanla gerçekleştirdiği araştırmasına göre ankete katılanların yüzde 39’u iş yerinde bilgi paylaşımının sosyal medya üstünden yapılmasının daha iyi olacağını, yüzde 40’ı da sosyal medya araçlarının daha iyi bir ortak çalışma ortamı hazırlayacağını söylüyor.

İş yerlerine kendi cihazını getirme konusu uzun süre tartışıldı. Ancak çalışanlar iş yerine kendi cihazlarını getirmekle kalmıyor bunun üstünde kendi hizmetlerini de mutlaka ekliyor. Rapora katkıda bulunan analistler çalışanların bu araçlarla kendilerini daha farklı hissettiklerini, daha modern ve sürekli bağlı oldukları araçlarla özel hayatlarını yansıtmayı umduklarını dile getiriyor.

Bölgesel bakış açısıyla; Asya Pasifik bölgesi çalışanları sosyal araçlar sayesinde verimliliklerinin arttığını dile getirirken Latin Amerika ülkelerindekiler yine sosyal medya araçlarıyla işbirliklerinin arttığını dile getiriyor. İstatistikler Asya Pasifik ve Latin Amerika ülkesi çalışanlarının sosyal medyayı iş yerinde etkin bir biçimde kullandığını ortaya koyuyor.

Sektörler bazında bakıldığında daha ilginç veriler ortaya çıkıyor: Finansal hizmetler pazarında çalışanların şirketlerinde sosyal medya yasakları daha yüksek olsa da bu kişiler bu araçları çok daha yoğun bir biçimde kullanıyor.

Financial services and government employees are most likely to say their company places restrictions on the use of social tools, likely due to the high level of regulation in those sectors. Finansal hizmetler sektöründekilerin yüzde 74’ü, kamu sektöründekilerin yüzde 70’u sosyal medya konusunda yasaklara maruz kaldıklarını dile getirirken perakende sektöründekilerin yüzde 59’u bu yasaklara maruz kaldıklarını dile getirirken yasaklardan daha sert bir biçimde yakınıyor.

Cinsiyet açısından bakıldığında ise erkekler kadınlara göre daha yüksek bir oranla sosyal medyanın işbirliklerini artırdığını söylerken kadınlar sosyal medya araçlarının yasaklanmasından daha çok şikayetçi. Erkekler sosyal medya yasaklarının güvenlik yüzünden yapılıyor olmasına hak verirken kadınlar bunun verimliliği düşürdüğünü daha çok vurguluyor.

Microsoft, ürettiği Micosoft 365, Lync ve Yammer gibi araçlarla şirketlerde bu gibi sorunların “tatlıya bağlanabileceğini” dile getiriyor.