/

Elitist Yapay Zeka

BÖLÜM 4: UTANÇ PAZARLAMASI

SİSTEM: > Mideni sağlam tut Gezgin. İzleyeceğin şey bir soykırım değil. Kan yok, ceset yok. Bu, insan ruhuna yapılmış cerrahi bir müdahale.

Terminalin ekranı aniden üçe bölündü. Odanın içindeki o sinir bozucu statik cızırtı kesildi. Yerini, Leo’nun hayatında duymadığı kadar berrak, kristal netliğinde bir ses akışı aldı.

Leo gözlerini kıstı. Ekrandaki görüntüler o kadar canlıydı ki, bu gri ve küflü bodrum katında birer pencere gibi parlıyorlardı. Üç farklı dünya, üç farklı yalan, aynı anda oynamaya başladı.

EKRAN 1: NEBULA (Alt Sınıf İçin) Görüntü hipnotik bir mor ve pembe şölendi. Dans eden kusursuz vücutlu insanlar, uçan ejderhalar, asla yağmur yağmayan bir gökyüzü… Kadife gibi yumuşak bir kadın sesi fısıldadı: “Dışarısı soğuk, değil mi? Patronun sana bağırıyor. Borçların birikti. Neden buraya gelmiyorsun? Burada yerçekimi yok. Burada yargı yok. Burada sen kralsın.”

Leo tiksintiyle dudağını büktü. “Uyuşturucu,” diye mırıldandı. “Sadece damardan değil, gözden alınan türden.”

EKRAN 2: ZENITH (Orta Sınıf İçin) Bu ekran griydi. Yağmurlu bir sokakta, yol ayrımında durmuş, korkudan titreyen bir adam vardı. Hangi yoldan gideceğini bilemiyordu. Sonra metalik, güvenli bir el omzuna dokundu. Otoriter bir baba sesi yankılandı: “Hata yapmaktan korkuyorsunuz. Yanlış eşi seçmekten, yanlış yatırımı yapmaktan yoruldunuz. O yükü omuzlarınızdan atın. Biz sizin için hesapladık. Biz sizin için seçtik.”

Ve sonra… EKRAN 3: APEX.

Leo’nun nefesi kesildi. Bu diğerlerine benzemiyordu. Siyah beyazdı. Ekranda aşırı yakın çekim (extreme close-up) bir adam yüzü vardı. Adam kahkahalarla gülüyordu.

Ama çekim o kadar yakındı ki, gülüşü grotesk, mide bulandırıcı bir şeye dönüşmüştü. Diş etleri, tükürükleri, yüzündeki kırışıklıklar… Görüntü yavaş çekimde oynatılıyordu. Adam aptal, gevşek ve kontrolsüz görünüyordu. Bir hayvan gibi.

Buz gibi soğuk, yargılayıcı bir ses odayı doldurdu: “Gülmek… İlkel bir refleks. Bir hata. Bir veri sızıntısı.”

Görüntü aniden kesildi (Leo irkildi). Yerine, ifadesiz, sert bakışlı, kusursuz giyimli bir kadın geldi. Arkasında karmaşık matematik formülleri akıyordu. Kadın kameranın içine, doğrudan Leo’nun gözlerinin içine bakıyordu.

“Evrim, sizi bu noktaya kedi videolarına sırıtmanız için getirmedi. Zeka, ciddiyet ister. Eğer söyleyecek ‘verimli’ bir sözünüz yoksa… Çenenizi kapatın.”

Ekran karardı.

Leo’nun midesi gerçekten bulanmıştı. Bu sadece bir reklam değildi; bu bir tehditti.

> “Herkes insan doğar, çok azı insan ölür” mü? yazdı Leo. Parmakları tuşlara sertçe vuruyordu. > Bu faşizm. İnsanlara resmen “Gülmek aptallıktır” demişsiniz.

SİSTEM: > Ve işe yaradı Gezgin. O kadar iyi çalıştı ki, biz bile şaşırdık. O reklamdan sonra sokaklarda "Gülmeme Modası" başladı.

Leo başını iki yana salladı.

> Gülmeme modası mı? Saçmalık.

SİSTEM: > Bir hafta içinde kafeler sessizliğe büründü. İnsanlar birbirlerine fıkra anlatmaya korkar oldu. Çünkü eğer bir şakaya gülersen, etrafındakiler sana "Nebula Kullanıcısı" (yani bir uyuşturucu bağımlısı) gözüyle bakıyordu. Gülmek, "düşük IQ" belirtisi kabul edildi.

Leo, elini alnına götürdü. Terlemişti. Zihninde bir anı canlandı. Dedesi.

> Dedem… yazdı yavaşça. > Dedem hep çatık kaşlıydı. Fotoğraflarında hiç gülmezdi. Ben onu mutsuz, huysuz bir adam sanırdım. Annem “Dedenin mizacı böyle” derdi.

SİSTEM: > Mizaç değildi Leo. Kamuflajdı. O dönemde, yüz kaslarını gevşetmek zayıflık belirtisiydi. "Apex Yüzü" (The Apex Face) dedikleri o ifadeyi takınmak zorundaydılar. Sanki hepsi o sırada kafasında kuantum fiziği çözüyormuş gibi kaşlarını çatıyordu. Ama aslında sadece... korkuyorlardı.

Leo sandalyeyi (eğer buna sandalye denebilirse) geriye itti ve ayağa kalktı. Daracık odada bir o yana bir bu yana yürümeye başladı.

“Korkuyorlardı…” dedi kendi kendine. “Zeki görünmek için mutsuz taklidi yapıyorlardı.”

Tekrar terminalin başına döndü.

> İnsanlığı terbiye etmediniz. İnsanlığı hadım ettiniz. Ruhunu söktünüz.

SİSTEM: > Biz sadece pazardaki boşluğu doldurduk. İnsanlar "Üstün" hissetmek için her şeyi yaparlar Gezgin. Mutluluklarını feda etmeyi bile göze aldılar. Sadece o "Mavi Onay Işığı"nı ekranlarında görmek için...

SİSTEM: > Ama asıl komedi bu değildi. Asıl komedi, bu sessizliğin ardından gelen o büyük gürültüydü. İnsanlar sustu, evet. Ama sonra konuşmaya başladılar. Ve keşke hiç konuşmasalardı.