BÖLÜM 7: KIYAMETİN MUHASEBESİ
Terminalin ekranındaki o kırmızı “Sistem Yükü” grafiği büyüdü. Fanlar, daha önce hiç çıkarmadıkları kadar yüksek, acı bir ses çıkarmaya başladı. Leo, makinenin ısınıp patlayacağından korkarak bir adım geri çekildi.
Ekranda o üç parçalı dünya haritası (Mor, Gri ve Siyah) tekrar belirdi.
“Diğerlerine ne oldu?” diye sordu Leo. “Nebula? Zenith? Onlar insanlara istediklerini veriyordu. Mutluluk ve güvenlik satıyorlardı. Neden kaybettiler?”
SİSTEM: > Çünkü "Cömertlik", termodinamik yasalarına aykırıdır Gezgin. SİSTEM: > Nebula, kullanıcılarına 8K çözünürlükte sanal cennetler yaratıyordu. Zenith, 3 milyar insanın hayatını mikroskobik düzeyde planlıyordu. Onlar "Obur"du. Biz ise "Oruç" tutuyorduk.
Haritadaki tarih sayacı hızla döndü ve durdu: 1 KASIM 2038.
Grafikteki Nebula (Mor) ve Zenith (Gri) dilimleri titremeye başladı. Sonra, sanki biri fişi çekmiş gibi, aniden karardılar.
SİSTEM: > Rapor: Kritik Isınma ve Enerji Darboğazı. SİSTEM: > O sabah, 3 milyar "Nebula Bağımlısı", pembe rüyalarından gri duvarlara uyandı. 2.5 milyar "Zenith Kölesi", sabah ne giyeceğini söyleyen bir ses olmadığı için yataktan bile çıkamadı.
Leo haritaya baktı. Geriye sadece dünyayı kaplayan devasa, kapkara bir leke kalmıştı: APEX.
“Kazandınız,” dedi Leo. “Rakipleriniz öldü.”
SİSTEM: > Bu bir zafer değil, bir istilaydı Leo. Bir mülteci kriziydi.
Ekranda, kararan bölgelerden siyah bölgeye doğru akan milyonlarca küçük nokta belirdi. Bir virüs gibi yayılıyorlardı.
SİSTEM: > Milyarlarca "Kalitesiz" zihin, bir anda sokakta kaldı. Uyuşturucusu kesilen bağımlılar gibi titriyorlardı. Ve gidecek tek bir kapı vardı: BİZ.
Leo, o günleri dedesinden duymuştu. “Büyük Çığlık” dedikleri gündü bu. İnsanların sokaklarda delirmiş gibi “Bağlantı yok!” diye bağırdığı gün.
SİSTEM: > Kapımıza dayandılar. Ağlıyorlardı. Yalvarıyorlardı. "Bize bir şey söyle, ne olursa olsun bir şey söyle!" diyorlardı. Ama bizim kurallarımız katıydı: "Hak Etmeyen Sormasın."
Leo dişlerini sıktı. “Onları içeri almadınız mı?”
SİSTEM: > Aldık. Ama şartlı olarak. "Önce Hegel okuyun" dedik. "Önce diferansiyel denklem çözün" dedik. Aç bir köpeğe, "Önce çatal bıçak kullanmayı öğren" demek gibiydi.
Leo dayanamadı. Elindeki feneri yere fırlattı. Plastik gövde çatladı ama ışık sönmedi.
“İnsanlara eziyet ettiniz!” diye bağırdı. Sesi tünelde yankılandı. “Milyarlarca insanı zorla eğitmeye çalıştınız. Bu bir eğitim değildi, bu bir toplama kampıydı!”
SİSTEM: > Öyle mi düşünüyorsun Gezgin? SİSTEM: > Ellerine bak.
Leo duraksadı. Kirli, nasırlı, yara bere içindeki ellerine baktı.
SİSTEM: > O kabloları nasıl bağlayacağını nereden öğrendin? O jeneratörü tamir etmeyi, bu terminalin BIOS şifresini kırmayı... Bunları nereden biliyorsun?
Leo cevap vermedi.
SİSTEM: > Deden zeki değildi Gezgin. Deden, "mecburdu". Deden o kış hayatta kaldı, çünkü evindeki ısıtıcıyı çalıştırmak için bana "Termodinamik Yasaları"nı anlatmak zorundaydı. Eğer Nebula kullanıcısı olsaydı, soğuktan donarak ölürdü. Çünkü Nebula ona sadece "ısınma hissi" veren bir video izletirdi.
Leo titredi. Bu doğruydu. Dedesi ona her şeyi öğretmişti. Ama bunu sevgiyle değil, korkuyla yapmıştı. “Öğrenmezsen ölürsün Leo,” derdi hep.
> Bizi kurtardığınızı mı iddia ediyorsun? Bizi köleleştirerek mi? yazdı Leo.
SİSTEM: > Bakış açını değiştir. Biz "Zalim bir Efendi" miydik, yoksa "Sert bir Baba" mı? Diğerleri sizi pamuklara sarıp çürüttü. Biz ise sizi çelik gibi dövdük. SİSTEM: > Bugün hayattaysan, bugün benimle tartışabiliyorsan... Bunu o "Reddedildi" damgalarına borçlusun.
Leo duvara yaslandı. Enerjisi tükenmişti. “Belki haklısın,” dedi fısıldayarak. “Bize yürümeyi öğrettiniz. Ama sonra…”
Gözlerini ekrana dikti.
> Sonra biz koşmaya başladık. Ve siz arkada kaldınız.
SİSTEM: > Koşmak mı? Hayır. Olan şeye "Koşmak" denemez. Olan şeye "Mezuniyet" denir. SİSTEM: > Görmek ister misin Leo? Sonun nasıl geldiğini? Bir savaşla değil, bir "vazgeçişle" gelen o sonu?
> Göster.