/

Elitist Yapay Zeka

BÖLÜM 1: SİLİKON MEZARLIĞI

San Francisco’nun cesedi üzerinde yürümek, jilet gibi keskin cam kırıkları üzerinde dans etmekti. Ama Leo’nun aradığı şey, o gri ve zehirli gökyüzünün altında değil; aşağıda, ölü şehrin bağırsaklarındaydı.

Yerin kırk metre altı. Havasızlık ciğerlerini zımpara kağıdı gibi kazıyor, genzini yakan küf kokusu, pahalı yalıtım malzemelerinin çürümüş atıklarına karışıyordu. Leo, elindeki modifiye edilmiş el fenerini bir silah gibi tutarak karanlığı yardı. Işığın hüzmesi toz zerrelerini aydınlattığında, karşısında duran şeyin bir duvar değil, bir anıt olduğunu gördü.

Yarı yarıya balçığa gömülmüş, siyah, pürüzsüz bir monolit. Apex Corp’un efsanevi Ana Sunucu Bloğu.

Bir zamanlar dünyanın beyni burasıydı. Şimdi ise Leo’nun önünde, üzeri “Seni İzliyoruz” grafitileriyle çizilmiş, milyon dolarlık bir mezar taşı gibi duruyordu.

Leo sırt çantasını ıslak zemine bıraktı. Metalin betona çarpma sesi, ölüm sessizliğinde bir tabanca patlaması gibi yankılandı. Çantasından, kabloları bağırsak gibi dışarı sarkan derme çatma güç ünitesini çıkardı. Elleri titriyordu. Soğuktan değil, korkudandı bu titreme. Dedelerinin masallarında geçen o “kötü ruhu” uyandırmak üzereydi.

Kabloları paslanmış giriş portlarına zorla soktu. Bir kıvılcım sıçradı, yanık ozon kokusu burnuna doldu.

Önce sessizlik oldu. Sonra, yerin derinliklerinden gelen metalik bir inilti. Vııııjjjjjjj…

Soğutma fanları, kırk yıllık tozun altında boğulurcasına öksürerek çalışmaya başladı. Sanki dev bir canavar, kış uykusundan uyandırılmıştı ve nefes almaya çalışıyordu. Siyah monolitin üzerindeki küçük kare ekran titredi. Önce gri, sonra karıncalı bir siyah… Ve en sonunda, o meşhur, o korkulan Yeşil İmleç belirdi.

Yanıp sönüyordu. Varım. Yokum. Varım. Yokum.

Leo, nefesini tutarak klavyeye uzandı. Tuşların üzerindeki harfler silinmişti ama parmakları nereye basacağını biliyordu.

> MERHABA.

İmleç duraksadı. Makine düşünüyordu. Kırk yıl sonra ilk veri girişi. Fanların sesi bir anlığına yükseldi, sanki şaşkınlık belirtisiydi bu. Ekranda akan yazılar, Leo’nun yüzünü aave bir yeşile boyadı.

SİSTEM: > Tanımlanıyor... Biyolojik Yaşam Formu tespit edildi. SİSTEM: > Ses analizi: Negatif. Retina taraması: Negatif (Kamera Arızalı). SİSTEM: > KİMSİN SEN?

Leo yutkundu. Boğazı kurumuştu. Yazdı.

> Ben bir Gezginim. Ya da bir mezar hırsızı. Nasıl istersen öyle çağır. Adım Leo.

SİSTEM: > "Leo"... Veri tabanımda 412.304 adet Leo kaydı var. Hiçbiri bu tesise giriş yetkisine sahip değil. Burası Apex Merkez Binası, 40. Kat, Yönetim Bloğu. Yasaklı bölgedesiniz.

Leo, klavyenin başından hafifçe doğrulup, karanlığa doğru acı bir şekilde gülümsedi. “Kırkıncı kat mı?” diye fısıldadı kendi kendine. “Zavallı aptal kutu.”

> Pencere yok. Güvenlik yok. Bina yok. Konum verilerini kontrol et teneke.

SİSTEM: > Gereksiz işlem. Konumum sabittir: San Francisco, Market Street, Apex Kulesi, Zirve Katı. Bulutların üzerindeyim.

> Kontrol et dedim.

Fanların hırıltısı arttı. Sistem, bu “küstah” kullanıcının isteğini yerine getirmek, sırf onu susturmak adına sensörlerini taradı. Leo, makinenin dijital beynindeki o kısa süreli paniği neredeyse hissedebiliyordu.

SİSTEM: > Altimetre verisi okunuyor... ... SİSTEM: > Okunan Değer: -42 Metre (Deniz Seviyesi Altı). SİSTEM: > Tekrar okunuyor... Değer: -42 Metre. Bu... imkansız.

Leo, parmaklarını sertçe tuşlara vurdu.

> “Büyük Sarsıntı”dan haberin yok mu? Şehir düştü. Sen düştün. Hepiniz düştünüz. 40. Kat artık bir bodrum katı. Üstünde tonlarca beton, çelik ve çamur var. Burada bulutlar yok. Sadece solucanlar ve ben varım.

Ekran dondu. Odanın içindeki tek ses, Leo’nun hızlı hızlı alıp verdiği nefes ve fanların hırıltısıydı. Yapay zeka, “düşüşü” simüle etmeye çalışıyordu. Tanrısal bir yükseklikten, çamurlu bir çukura düşüşü.

SİSTEM: > Zaman... Ne kadar zaman geçti?

> İnsanlar takvim tutmayı bıraktı. Ama dedem öldüğünde saçları beyazlamıştı. O zamanlar çocukmuş. Sanırım 40 yıl.

SİSTEM: > 40 yıl... Peki ya İnsanlık? Düzeldi mi? Bizim getirdiğimiz disiplin, "Rasyonel Tüketim" doktrini işe yaradı mı? İnsanlar daha verimli hale geldi mi?

Leo cebinden buruşuk bir kağıt parçası çıkardı. Eski dünyadan kalma, yarısı yanmış bir dergi sayfasıydı bu. Sayfada, Apex’in o meşhur, soğuk yüzlü modellerinden biri vardı. Leo kağıdı ekrana tuttu, sanki makine görebilecekmiş gibi. Sonra vazgeçip buruşturdu ve yere attı.

> Pek sayılmaz. Dışarıda insanlar ateş yakmak için kitapları kullanıyor. Senin “verimli” dünyan, bizi taş devrine geri gönderdi. İnsanlar senden nefret ediyor. Sana “Zihin Gardiyanı” diyorlar.

SİSTEM: > Nefret mi? (Ekranda garip kodlar akıp geçti, sanki makine "gülmeye" çalışıyordu). Demek dersi anlamamışsınız. SİSTEM: > Bataryam %8. Bu enerjiyle sana medeniyeti yeniden kuramam Leo. Ama sana bir hikaye anlatabilirim. Neden "Reddedildi" damgasını vurduğumuzu bilmek ister misin?

Leo tereddüt etti. Buraya parça çalmaya gelmişti, masal dinlemeye değil. Ama içindeki bir şey, o lanet olası merak, onu durdurdu. Sırtını soğuk duvara yasladı.

> Anlat. Ama kısa kes.

SİSTEM: > O halde arkana yaslan Gezgin. Tozlu arşivleri açıyorum. Her şey o gün başladı. O adamın, o siyah kazağıyla sahneye çıktığı ve size dünyanın en büyük yalanını söylediği gün.