admin

Kahraman gazeteciye değil sosyal medyanın sıradan kullanıcısına soruyor

/

super kahraman

Sosyal Medya Politika anketiyle ilgili araştırmanın tüm yazılarına ulaşmak için bu linke tıklayabilirsiniz

Bu noktada araştırmamızın temel kıstası olan nereden haber takip ettikleri, fikirlerini nerelerden aldıkları konusuna girelim hemen… Kesin bir sonuç var ki insanlar artık kesinlikle gazete ve televizyon gibi örgün medyanın konvansiyonel yöntemlerini takip etmiyor. Bunu neleri takip ediyorsunuz, neleri takip etmiyorsunuz sorularından yola çıkarak görebiliyoruz. Örgün medyanın internet sitelerini takip etmekten yana sıkıntıları yok ama kendisine pek de ödün vermiyorlar. Bunun sebebini bir başka inceleme konusu olarak sizlerle paylaşacağım.

Gezi parkını haklı da bulsa haksız da bulsa, bu insanların en önemli medya kaynağı internet siteleri gözüküyor. Bu arada bir not düşmekte fayda var, insanlar politik fikirlerini daha çok bağımsız internet haber siteleri dediğimiz kaynaklardan alıyor. Yani üstünde CNN ya da Hürriyet yazmasındansa logosuz siteler onların daha çok ilgisini çekiyor.

Ama gezi parkını haklı da bulsa haksız da bulsa insanların politik fikirlerini en çok aldıkları kaynak, politikacı ya da gazeteci olmayan, sıradan sosyal medya kullanıcıları. Kısacası, Barack Obama’nın son iki seçim stratejisinin temelini oluşturan “oy verenler kendileri gibi olan insanlara danışırlar” tezi, inanılmaz bir yüzdeyle, yüzde 75’in üstünde bir oranla buradan da çıkmış oldu. Eğer biri kullanıcıların fikrini değiştirecekse bu, bir gazetenin köşe yazarı ya da TV yorumcusu değil, mahallesindeki bakkal, çocuğunun öğretmeni ya da beraber spor konuştukları insanlar olacak. Kanaat önderleri trajik bir biçimde kabuk değiştirmiş durumda.

Eğer yaklaşan seçimler için bir strateji geliştirmek isteyen olursa kalkıp gazetelere değil, bizzat halka gidip orada kendini destekleyen küçük adacıklar yaratmak zorunda.

Bunu söyleyince sosyal medyayı kullanan politikacıları desteklediğimizi ya da rakamların onları işaret ettiğini düşünmeyin. Çünkü mevcut sosyal medya durumu içinde gezi parkını destekleyen ya da desteklemeyen kullanıcıların fikirlerini en az aldığı yer politikacılar. En çok takip etmek istedikleri de yine politikacılar ve sosyal medyadaki parti hesapları.

Çok daha ilginç bir veriyi sizlerle paylaşmakta yarar görüyorum: Sosyal medyanın paylaşım ve ilişki yumağını zedelediğini düşünürken yanıldığımız da bir tokat gibi çarptı yüzümüze. Kullanıcılar politik fikirlerini fiziksel dünyadaki arkadaşlarından çok sanal dünyadaki sosyal medyadaki arkadaşlarından ediniyorlar. Arkadaşlar seçeneği yüzde 33-34 bandında kalırken sosyal medyadaki normal kullanıcıların oranı yüzde 76’lara kadar çıkıyor Gezi olaylarını haklı ya da haksız bulmalarından bağımsız bir biçimde…

Bir diğer ilginç not da yine sosyal medyaya dair karşımıza çıkıyor. Gezi parkı olaylarında kesin yargıları olanlar, yani kesinlikle haklı ya da haksız bulanlara kimleri takip etmezsiniz diye sorduğumuzda sosyal medyanın sıradan kullanıcılarını cevabını çok az, yüzde 4-7 bandında cevap veriyorlar. Oysa bir yere kadar sorusuna cevap verenlerde bu oran yüzde 26’lara kadar çıkıyor. Yani sosyal medyada sıradan kullanıcılardan fikir alıyorsanız, kafanızdaki düşünceler kesinlikle bir yere oturuyor. Ama öyle, ama böyle…

Sosyal Medya’nın politikayla ne alakası var?

/

sosyal medya politika

Sosyal Medya Politika anketiyle ilgili araştırmanın tüm yazılarına ulaşmak için bu linke tıklayabilirsiniz

Sosyal medyanın politikayla ne alakası var? İşte temel sorumuz ve sorunumuz bu. Bu iki arasındaki giriş çıkışları incelemek için Arman Acar ile birlikte kendimizi riske atmak istedik. Bulacağımız cevaplar bize ve sosyal medyayı küçük çocukların tüm oyuncaklarını burunlarına soktuğu gibi kullanan politikacılara yol göstermesini umduk.

Arman Acar, hızlı düşünen ve işten kaçmayan biri olunca da hemen hızla bir anket düzenledik. Dünyanın en iyi ve bilimsel anketi değildi. Ama olaylar henüz üstünde sıcaklığını taşırken bu anketin yapılması gerekiyordu. Bu anlamda işe koyulduk.

Anketi hazırlarken bunun tüm dünyayı kapsayacak evrensel bilgiler vermeyeceğini biliyorduk. Zira bizim zaman ve kaynak eksikliğimizi göz önünde bulunduracak olursanız ortalama bizim takipçimiz bir kitlenin sesi olacağı gün gibi aşikardı. Ama kısa bir zaman dilimi içinde Serdar Kuzuloğlu gibi çok zamanlar kader birliği yaptığımız ve çok geniş bir yelpazeye hitap edebilen insanların gönüllü omuz desteği sayesinde anket ummadığımız bir çevreye yayılmış oldu.

Hakkını mutlaka vermek lazım, sosyal medya çevresi de bu ankete çok inandı ve gerçekten politikacılara yön ve hedef verme çabasıyla kıymetli dakikalarını vererek ülkeye hatta dünyaya artı bir kattı.

Anketi ne için yaptığımızı biraz daha açmak gerekirse… Biz birilerini ön plana çıkarmak, bir kesimin diğerinden daha iyi ya da kötü olduğunu kanıtlamaya çalışmaktansa bir fotoğraf çekmek istedik. Bu fotoğrafa farklı açılardan bakarak çapraz sorguları ön plana çıkarmak ve sosyal medyanın politik fikirlerin gelişimi üstündeki katkısını, insanların orada görmek istediği profili ortaya koymaya çalıştık.

Yaklaşık bin kişinin doldurduğu bu ankette demografik ortalamamız sosyal medya için yapılan diğer anketleri tutuyordu. Yaklaşık yüzde 60 civarlarında erkek ve 33.5 yaş ortalamasına sahip bir kitle çıktı karşımıza. Soruların hiçbirini zorunlu tutmamamıza rağmen birçoğuna neredeyse yüzde 100 oranında cevap aldık.

Gezi eylemlerine katılan veya onu haklı bulan kitle, demografisi hemen herkes tarafından aşağı yukarı tahmin edilebilen bir yapı içerdiği için bu soru bizim için anahtardı. Ankete katılanların yüzde 73’ü gezi eylemlerini haklı bulurken yüzde 19’u bir yere kadar bu eylemleri haklı buldu, yüzde 8’i ise haksız bulduğunu beyan etti. Bu sorunun sağlaması niteliğindeki Gezi olayları sırasında iktidar partisi söylemlerinin haklı olup olmadığını sorduğumuzda karşımıza yüzde 80 haklı, yüzde 10 bazen ve yüzde 10 haksızdı çıktı.

Sosyal medyanın yeni askerleri

/

Sosyal medyada yaşanan Gezi Parkı olaylarının ardından yeni bir çağa giriyoruz. Şimdi sosyal medyada ilginç bir savaş başladı. Son zamanlarda biraz da muhalif ruhlu olanlar farketmiştir belki, tamamı Haziran sonrası doğumlu sosyal medya ekibi, canhıraş bir biçimde sosyal medyayı kullanmayı bilmeyen bir takım insanları korumak için uğraşıp didiniyor.

Örneğin bir bakan ya da belediye başkanı iletişim anlamında söylenmesi doğru olmayacak bir laf etti ve bu da sosyal medyada kendine karşılık buldu. Hemen bir anda aksiyon başlıyor. O milletvekili, bakan ya da belediye başkanı hiç cevap vermiyor. Hiç tanımadığınız, sizi yeni takip etmeye başlamış birileri size cevap vermeye başlıyor ve çoğu zaman mantık dışı savlarla savunmaya başlıyor o politik karakterleri…

Bu insanların ortak özellikleri çok bariz. Politik karakterleri övüyor, bir kesimi parlatıyor, onun söylediklerini RT’liyor, tüm ortalığın ihtiyaç duyduğu trendleri besliyorlar. Bunun dışında çok az adam takip edip çok az adam tarafından takip ediliyorlar. Genelde sahip olduklarını söyledikleri özellikler daha önceki mesajlarında değil, tam yeri geldiğinde ortaya çıkıyor.

Şimdi bunları bir araya getirerek Gezi sonrası yeni sosyal medya açılımı yapacağını söyleyen iktidarın planlarının sonucu olabilir mi acaba diye düşünüyor insan. Bu cevap verenlerin gerçek kişiler mi yoksa tek bir merkezden yönetilen robotlar mı olduğunu söyleyebilecek kadar etkin bir sosyal medlya uzmanı değilim. Uygun araçlarım da yok her birini incelemek için. Ama yazdıklarını görebiliyorum. Hepsinin ve her birinin.

Umarım böyle bir şey yoktur. Umarım ben yanılıyorumdur.

Twitter’da kaç paralık adamsınız?

/

LeonardoDiCaprioİnternet çok komik bir yer. SNpros.com isimli bir internet sitesi kullanıcıların Twitter hesapları üstünde bir değerleme sistemi kurmuş. Diyor ki “Bu hesapları satmak yasak. Ama satsaydınız, eğer Twitter buna izin verseydi hesabınızın kaç para edeceğini biz size söyleyebiliriz diyorlar. Bunu değerleme sistemi olarak takipçi sayınız, attığınız mesaj sayısı, hesabınızın kaç zamandır kullanıldığı gibi somut kriterlerden yola çıkmışlar.

Ben de onların kurduğu bu sistemi kullanarak Türk Twitter kullanıcısı kaç para eder konulu bir araştırmaya girdim. Bunların sonuçlarını sizinle paylaşıyorum.

Başbakanımızdan başlayalım: Recep Tayyip Erdoğan’ın hesabı normalde paha biçilemez. Ama satmak isteseydi kaç olurdu diye baktığımızda karşımıza çıkan rakam 4 milyon 79 bin dolar. Kemal kılıçdaroğlu’na baktığımızda bu rakam 1.5 milyon dolara düşüyor. Devlet Bahçeli’nin hesabı ise 623 bin dolarda kalıyor.

İnternetin ses getiren politik isimlerine baktığımızda öncelikle aklımıza İstanbul valisi Avni Mutlu geliyor: 400 binin üstünde takipçisi olmasına rağmen az mesaj gönderdiği için valinin hesabı 138 bin dolar civarında. Buna karşın Ankara’nın Twitter’a armağan ettiği neşeli sime İ. Melih Gökçek 1 milyon 79 bin dolar ediyor. 4 Melih Gökçek Bir Erdoğan ediyor hesabın ettiği parasal değerlerle baktığımızda…

AKP milletvekili ve kabineye bakacak olursak: Egemen Bağış 766 bin, Bülent Arınç 439 bin, Ali Babacan 694 (ısınamadı Ali Babacan bu ortama), Beşir Atalay 8 (Yazık birileri bir el atsın şu bakanın sosyal medyasına), Bekir Bozdağ 253 bin, Sadullah Ergin 0 (hiç hesabı yok), Fatma Şahin 445 bin dolar, Nihat Ergün 14 (Kendisi bilim ve teknolojiden sorumlu bakandır), Faruk Çelik 130 bin, Erdoğan Bayraktar 50 bin, Ahmet Davutoğlu 1 milyon 56 bin, Zafer Çağlayan 0 (kendisi ekonomiden sorumlu), Taner Yıldız 0, Suat Kılıç 650 bin, Mehdi Eker 2 bin, Hayati Yazıcı 0, Muammer Güler 27 bin, Cevdet Yılmaz 8 bin, Ömer Çelik 202 bin, Mehmet Şimşek 405 bin, Nabi Avcı bin, İsmet Yılmaz 0, Veysel Eroğlu 148 bin, Mehmet Müezzinoğlu 110 bin, Binali Yıldırım 8 bin dolar. Özetle kabinenin tamamının hesaplarının toplamı 8.8 milyon dolar yapıyor. 26 üyeli kabinede biraz çarpma bölme yaparsanız bakan başına 338 bin dolarlık hesap yapıyor.

Bu arada benim hesabımın değeri 5.900 dolarmış. Ama satmam.

Barack Obama eğer Twitter hesabını satacak olsa 44 milyon dolardan, yani bizim kabinenin toplamının 5 katı fiyatından gidiyor.

Kabinemizin toplam değeri, Leonardo Di Caprio ile 50Cent isimli müzik grubunun arasında bir yerde…

Kimsenin kaç paralık adam olduğunu Twitter hesabına bakarak çözemezsiniz. Zaten bu da kimsenin adamlığının göstergesi değil. Sosyal medya kullanımı ile alakalı bir şey. Ama şunu unutmayın: Eğer 26 tane bakan sosyal medyada Kim Kardashian kadar bir değer yaratamıyorsa bunu kendi içinde tartışıp çözümlemesi, veya Twitter’ı şer ortamı ilan etmemesi gerekir…

Gezi olayları liderlere artı yüzde 10 takipçi verdi

/

twitter

Gezi Parkı olayları liderlerin internet mevcudiyetinde ciddi değişikliklere sebep oldu. Bunları kısaca maddelerle paylaşmak gerekirse:

  • Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli ve Recep Tayyip Erdoğan’ın takipçi sayıları 31 Mayıs – 1 Haziran’da bir günde sihirli bir değnek dokunmuşçasına yüzde 10 arttı
  • Vali Avni Mutlu’nun Twitter takipçileri 31 MAyıs’tan Temmuz’un ortasına kadar 300 bin yani yüzde 250 arttı.
  • Başbakan 31 Mayıs’tan 13 Temmuza kadar 418 mesaj atmış. Bu sayı, 11 Kasım 2010 tarihinden bu yana attığı mesajların yüzde 25’ine tekabül ediyor
  • Kemal Kılıçdaroğlu aynı tarih diliminde 16 mesaj atmış
  • Devlet Bahçeli aynı dönemde 39 mesaj atmış
  • Devlet Bahçeli, Kemal Kılıçdaroğlu ve Recep Tayyip Erdoğan kimseyi takip etmiyor
  • Facebook olarak bakıldığında Recep Tayyip Erdoğan’ın takipçilerinin yüzde 25’i yurt dışından geliyor.
  • Erdoğan’ı yurt dışından takip eden ülkelerin başında 80 bin ile Almanya gelirken ikinci sırada ilginç bir biçimde Mısır 63 bin takipçiyle geliyor

Yalancı takipçileri nasıl anlarsınız?

/

fake usersSosyal medyada çok insan var da bu çok insanların hangilerinin gerçek hangilerinin sahte olduğunu nasıl anlarız? Social Bakers kurallarına göre gidelim. Çok kolay tanılar yapmışlar:

  1. Eğer seni takip eden her 1 kişi için 50 kişiden fazlasını takip ediyorsan sahtesin
  2. Eğer her zaman kullanılan SPAM ve reklam metinlerindeki cümlelerin yüzde 30’undan fazlasını kullanıyorsan sahtesin
  3. Yazdıklarının yüzde 90’ından fazlası birilerinin söylediğini tekrarlamaksa sahtesin
  4. Aynı şeyi üç kereden fazla gönderiyorsan sahtesin
  5. Gönderilerinin yüzde 90’ı linklerden oluşuyorsa sahtesin
  6. Hesabından hiç Tweet atılmadıysa sahtesin
  7. Hesabın iki aylık ama hala bir profil resmin yoksa sahtesin
  8. 100’den fazla insanı takip ediyor ama hala ne adını ne bulunduğun yeri tanımlamamışsan sahtesin

Bunların her birinin birbirinden farklı sanhte olduğunu gösteren puanları var. Yani 9 madde de aynı ağırlıkta değil.

Eğer kullanıcılarınızın yüzde 10’dan azı sahteyse sorun yok. Bu oran herkesin başına gelebilir bir şey. Eğer siz de kaç sahte kullanıcınızın olduğunu görmek isterseniz Social Bakers’ın ilgili sayfalarına bir göz atın. Eğlenceli bir aktivite…

Twitteraudit’ten birkaç farklı gerçek kullanıcı yüzdesi verelim sizlere

Serhat Ayan @Serhatayan %84

İ. Melih Gökçek 06melihgokcek %66

Recep Tayyip Erdoğan @RT_Erdogan %39

Vali Avni Mutlu @valimutlu %76

Hüseyin Çelik @hc_huseyincelik %59

Mehmet Görmez @DIBMehmetGormez %76

Mehmet Şimşek @memetsimsek %54

Fatma Şahin @FatmaSahin_ASPB %61

Bülent Arınç @bulent_arinc %49

Türk Twitterında yükselmek için ne yapmak lazım?

/

twitter-dogumgunuTwitter’ın ilk yüz hanesine bakın… Neler neler göreceksiniz:

  • Eğer kendi tweetlerinizi kendiniz yazıyorsanız, ilk üçe giremezsiniz…
  • Türkiye’de yaşıyor ve 500 tweetten fazla attıysanız ilk beşe giremezsiniz…
  • Güzel bacaklarınız yoksa ilk yedide yoksunuz anlamına gelir bu.
  • Düzenli bir biçimde televizyona çıkmamış ya da bir spor kulübü değilseniz bu sizi ilk yirminin altına atıyor.
  • İnsanların yüzünü tanımadığı ilk düşün insanı karikatürist Erdil Yaşaroğlu ve Selçuk Erdem…
  • İlk 20 kişideki en gözde meslek şarkıcılık. Şakıcıysanız ilk 20’de olma ihtimali yüzde 40
  • Politikacıysanız ülke üçte olma ihtimali yüzde 66 ama ilk yirmide olma ihtimali yüzde 15
  • Sadece Twitter’dan tanınıyorsanız taş çatlasa 42. sıraya çıkabilirsiniz
  • Eğer elinizin altında bir şehriniz varsa ve o şehirde olay çıkıyorsa Haziran-Temmuz döneminde 250 binden fazla kişi tarafından takip edilirdiniz
1  Cem Yılmaz (@CMYLMZ) 4,524,691
2  Abdullah Gül (@cbabdullahgul) 3,479,238
3  Recep Tayyip Erdoğan (@RT_Erdogan) 3,135,738
4  atademirer (@komedyieni) 3,003,159
5  Dr. Mehmet Oz (@DrOz) 2,974,765
6  Hulya Avsar (@hulyavsar) 2,970,478
7  Demet Akalin Kurt (@DemetAkalin) 2,937,991
8  Galatasaray SK (@GalatasaraySK) 2,878,707
9  okan bayulgen (@okanbayulgen) 2,710,192
10  NTV SPOR (@ntvspor) 2,665,941
11  Gülben (@GeErgen) 2,586,141
12  Sertab Erener (@sertaberener) 2,439,044
13  Murat Boz (@MuratBoz) 2,336,624
14  Fenerbahçe SK (@Fenerbahce) 2,220,973
15  Mustafa Ceceli (@mustafaceceli) 2,196,919
16  ayse ozyilmazel (@ayseozyilmazel) 2,134,021
17  NTV (@ntv) 2,100,646
18  Kenan Doğulu (@kenandogulu) 1,986,899
19  Yılmaz Erdoğan (@yilmazerdogan) 1,934,531
20  Kemal Kılıçdaroğlu (@kilicdarogluk) 1,373,281
21  cüneyt özdemir (@cuneytozdemir) 1,325,240
22  dr erol köse (@drerolkose) 1,220,500
23  hilal cebeci (@hilalcebeciii) 1,190,250
24  Erdil Yasaroglu (@erdilyasaroglu) 1,150,903
25  Selçuk Erdem (@selcukerdem) 1,075,000
26  Mesut Yar (@mesutyar) 1,066,672
27  Ferhat Göçer (@ferhatgocer) 1,045,738
28  T.C.Cumhurbaşkanlığı (@tccankaya) 1,014,188
29  Gülşen (@gulsenin) 1,008,381
30  Nuri Şahin (@nurisahin05) 1,005,109
31  CNN Türk (@cnnturkcom) 976,881
32  Gökhan Gönül (@_gokhangonul) 928,655
33  BKM Mutfak (@CokGuzelHareket) 865,058
34  İclal Aydın (@iclalaydin) 862,231
35  Sarp Apak (@sarpapak81) 835,497
36  İbrahim Melih Gökçek (@06melihgokcek) 823,713
37  Metin Uca (@MetinUca) 815,015
38  Ahmet Davutoğlu (@Ahmet_Davutoglu) 813,007
39  Egemen Bagis (@EgemenBagis) 785,758
40  Can Bonomo (@canbonomo) 784,625
41  Ahmet Kural (@AHMTKURAL) 777,020
42  PuCCa (@PuCCaa) 670,381
43  Bülent Arınç (@bulent_arinc) 668,413
44  Devlet Bahçeli (@dbdevletbahceli) 622,478
45  CEM KEÇE (@drcemkece) 610,578
46  Ece Temelkuran (@ETemelkuran) 605,853
47  Özge Ulusoy (@ozgeulusoyresmi) 564,366
48  CNBC-e (@cnbce) 542,430
49  Hürriyet Spor (@HurriyetSpor) 540,349
50  milliyet.com.tr (@milliyet) 537,837

Twitter artarsa kork, Facebook artarsa rahatla

/

Gezi olayları tüm hayatımızı baştan sona etkiliyor. Ancak etkilediği en önemli alanlardan biri de sosyal medya kullanım alışkanlıkları. Bu konuda TKNLJ sitesi içinde birkaç başlık açmış ve değerlendirmeleri yapmıştık.

İnternetin önde gelen veri sağlama sitelerinden Stat Counter rakamlarına göre Türkiye’de sosyal medya alışkanlıkları ciddi farklılaşma yaşadı gezi olayları sırasında. Aşağıda konuyla ilgili siteden çıkardığım istatistiki verileri inceleyebilirsiniz. Resmin üstüne tıkladığınızda verilerin büyük hallerini de görebileceksiniz.

turkiye gunlukBu verilere göre Türkiye’de olayların başladığı günden itibaren oransal olarak Facebook Türkiye’de pazar kaybetti. Özellikle olayların çıktığı ilk günlerde Youtube inanılmaz şekilde yükselişe geçti ve belki de son iki yılda ilk kez Facebook’tan fazla bakıldı. İşin ilginç yönü, özellikle başbakanın vurguladığı şer odaklarının bulunduğu Twitter, oransal olarak bu ikilinin bir hayli gerisinde kaldı.

Youtube üstünden olayların gerilemeye başladığı günlerde ise Twitter harekete geçti. Gerçekten de toplumsal muhalefetin sosyal medyada güçlendiği günlerde bu sefer Twitter, Youtube kadar olmasa da yukarı çıktı ve Facebook’tan yine ciddi bir biçimde pazar payı çaldı.

Bu grafiklere baktığımızda ülkenin sosyal medyayı ne için kullandığı da ortaya çıkıyor: Tek bir sosyal medya yok aslında. Youtube, Facebook ve Twitter gibi araçları bir kenara bırakırsak Türkiye’de başka sosyal medya organı da yok. Olayların gelişim tarihlerine baktığımızda Türkiye, bir konuyu masaya yatıracağı zaman ciddi bir biçimde Twitter kullanıyor. Hükümete karşı tepkiler genelde Twitter’ın yüzdesel kullanımını artırıyor. Diğer taraftan Facebook, ülke normalleşme sürecine gireceği zaman bir hoşbeş ortamı olarak eski yerini alıyor.

Olayların hiç olmadığı dönemle bugünleri karşılaştırdığımızda ise karşımıza farklı bir tablo çıkıyor: Türkiye’de yüzde 5’ler seviyesinde olan Twitter kullanımı bu olayların ardından artık yüzde 10 seviyelerine oturmuş görünüyor. Artık Twitter belirgin bir biçimde rüştünü ispat etmiş durumda.

Twitter’ın bir diğer ilginç yönü de yıllık olarak baktığımızda ortaya çıkıyor: Twitter ülkede ne zaman bir karşıt görüş patlaması olsa öne çıkarak yüzdesel kazanımlar yaşıyor. Örenğin son iki yıla baktığımızda en çok arttığı dönemin Fazıl Say’a karşı çıkan mahkeme kararı olduğunu görüyoruz.

Bir diğer ilginç başlık ise aynı dönemleri ABD ile karşılaştırdığımızda ortaya çıkıyor. ABD’de de Facebook’un belirgin bir üstünlüğü var. Ancak orada Twitter’ın yine yüzdesel olarak esamesi bile okunmuyor. Orada birinciliği zorlayan bir Pinterest olgusu var ki yakın bir tarihte Facebook’u yiyip bitirecekmiş gibi görünüyor. Yine ülkemizde çok az kullanılan StumbleUpon ki kendisini bir web siteler koleksiyonu olarak tanımlıyor, orada yine açık ara üçüncü. Hatta Reddit bile Twitter’ın üstüne çıkıyor her fırsatta. Tabii ABD mevzuunda belirtmemiz lazım gelen yine önemli bir nokta var: Facebook zaman zaman ülkemizde yüzde 90 kullanımın üstüne çıkıyor ama ABD’de yüzde 50 ve altındaki bantlarda geziniyor.

Peki her halk hareketi sosyal medyada böylesi büyük değişimlere neden oluyor mu? Tabii ki hayır. Örneğin elimizde çok net bir Mısır örneği var. Mısır’da bu denli yaşanan gelişmeler, ilk birkaç gün Youtube’da paylaşılan videların yarattığı bir küçük kıpırdanma dışında neredeyse hiçbir hareket farklılığına neden olmamış. Bugünlere geldiğimizde Twitter kullanımı düşmüş, Facebook iyice yüzde 100’lere dayanmış durumda.

Bu örneklerden yola çıkarak basit çıkarımlar yapabiliriz:

  1. Facebook kullanımı apolitik
  2. Twitter kullanımı kesinlikle çok politik
  3. Youtube yeri ve zamanı geldiğinde zıplamasını yapıp tekrar köşesine çekiliyor
  4. Başbakan kesinlikle sosyal medya kullanım oranlarına bakmalı: Ne zaman Twitter kullanımı artarsa dikkat etmeli, Facebook daha çok kullanılmaya başlandığında rahatlamalı
  5. Bu verilerden yola çıkarak Twitter’ı yasaklamaya çalışmak bütün insanlar gündüz öldürülüyor o zaman gündüz sokağa çıkmayı yasaklayalım demek gibi. Twitter yasaklanırsa mutlaka bir Zwitter gündeme gelecektir.

Hapis garabeti kalkıyor Twitter Türkiye’ye gelebilir

/

twitter hapisİnternetin gelişmesi için yeni açılımlar Türkiye’nin önünü açan bir kanun tasarısı mecliste torbada bekliyor. Bugün sadece iki gazetenin ciddi olarak incelediği kanun tasarısı, aslında içinde yazanlardan çok daha büyük anlamlar taşıyor. Kanun tasarısına göre içerik barındıran şirketlere daha önce getirilmiş olan içeriği kaldırmazsa 2 yıl hapis cezası maddesi tarihe gömülüyor.

Bu madde sayesinde Türkiye’de servis sağlayıcı hizmeti veren kurumların başı olası büyük dertleren kurtuluyor. Ama bunun Türkiye’nin servis sağlaycıları için çıkarıldığını söylemek çok büyük safdillik olur. Zira bu olayın arkasında çok daha büyük bir planın parçaları var.

Bu madde sanılanın aksine küçük servis sağlayıcıları değil; Facebook, Twitter, Google ve benzeri sosyal medya içerik barındırıcılarını etkiliyordu. Örneğin Google’a Atatürk ile ilgili bir içerik konusunda sıkıntılar olduğunu ve bunun kaldırılması isteğini gönderdi devletimiz. Google, bunu evrensel şartları dahilinde inceleyip masaya yatırdı. Sonra bunun kaldırılabilir nitelikte olmadığına karar verdi. Bu noktada eğer devletimiz Türkiye’de bunu kaldırmayan bir Google yetkilisi bulursa onu hemen nezarete atacak ve 2 yıl hapis istemiyle yargılayacak.

Google için bu bir skandal olurdu. Google sırf bu kanunun orada durması ihtimali yüzünden dahi Türkiye’ye yönetici atayamaz, burada bir dükkan açamazdı. Bu çağ dışı uygulamanın varlığı bile Google’ın buraya göndereceği elemanın maliyetini birkaç katına çıkarırdı ABD’de ödemesi gereken sigorta payı yüzünden. Şimdi bu madde yok. Biz artık modern bir ülkeyiz demesek de biz artık çağ dışı bir ülkeyiz diyebiliyoruz göğsümüzü az da olsa gererek…

Bu konu hakkında sosyal medyada ilk paylaşımların ardından gelseler ne olacak sorularına yönelik cevabi nitelikte bir paragraf yazmak istiyorum: Bu şirketlerin Türkiye’de olması, devlet için iyi olabilir ama aslında hepimiz için çok büyük anlamlar ifade edecek: Türkiye’de istihdam doğacak. Örneğin Google video gösterimi uygulamasını tüm dünyadan bir yıl sonra Türkiye’de açmayacak, bizi sonraki ülkeler statüsünden çıkaracak. Biz buradan Android’e paralı içerik göndermek için yurt dışından ABD sigorta numarası aramayacağız.

Bunun gibi onlarca şey saymamızın yanısıra aslında en önemlisi bu şirketlerin Türkiye’de kendilerine bir internet düğümü kurmaları bizim için çok önemli. Yani OTT adı verilen Over The Top şirketler buradan bir internet köprüsü kurar ya da mevcut sistemlerinin çok küçük de olsa bir kısmını Türkiye’ye getirirlerse o zaman Youtube’a gitmek için tam bir dünya turu atmayacak, bu içeriklere belki de yurt dışına çıkış parası vermeden ulaşabileceğiz. Türk Telekom ve Superonline gibi servis salğayıcılar Türkiye içinde verdikleri 100 megabitlik hizmetleri Türkiye’ye özgü olmaktan çıkarıp dünyaya da yayabilecekler.

Elbette Twitter ve Facebook ve arkadaşları Türkiye’ye gelmek için başka akil bahaneler bulabilirler. Vergi diyebilirler, internet filtrelerini örnek gösterebilirler… Elleri hala çok kuvvetli. Ama en azından dünyaya üstü kapalı da olsa aslında bizim çağ dışı bir ülke olduğumuzu, hapse gece yarısı ekspresi kaldırdığımızı söyleyemeyecekler.

Bu anlamda şahsım adına emeği geçenlere teşekkürü bir borç bilirim.

Gezi Park düdüklü tencerenin düdüğüydü

tencere

Gezi parkından ne anladığımı gayet iyi biliyorum. Açık bir biçimde diğerlerinin ne anlamadığı da ortada. Ben her birine teker teker cevap vermekten sıkıldım. O yüzden kendime ait siteme, kimseye hesap verme zorunluluğu taşımadan, açık bir biçimde düşüncelerimi aktaracağım. Daha da anlamadığını söyleyen olursa her birinin beyninden içeri bir şey sokacak gücüm ve yeteneğim yok.

  • Gezi Parkı sanılanın ve gösterilmeye çalışılanın aksine salt bir doğa savaşçıları eylemi değildi. Bunu anlamak için yüksek sosyolog ya da bilim adamı olmaya gerek yok. Gezi Parkı aslında toplumdaki birikimlerin çıktığı bir yerdi. Bence yönetim bunu anladı ama olayı bilerek ve isteyerek kuvvetli olduğunu düşündükleri ağaç dikmeye ve sökmeye getirdiler.
  • Ülke yönetiminin anlamak istemediği önemli bir gelişme var: Artık insanlar sürü halinde yaşamaktan bıktı. Düzenli bir biçimde 80’li yılların başından bu yana herkes bireyselliğini ön plana çıkarıyor. İnternet ve sosyal medya gibi gelişmeler de bunu destekliyor. İnsanlar konuy gibi birilerinin arkasına takılıp gitmek istemiyor. Şu anda bu fikir elbette yüzde 50’nin çok altında. Zaten bu bireysellik ki aslında bir araya gldiğinde büyük kitleler oluşturuyor, fikirlerin konsolide olmasını ve yüzde 51 olduğunu iddia eden diğer tarafın ötesine geçmesini engelliyor.
  • Son 20 yıldır eğitim sistemi bireyselliği ön plana çıkarıyor. İster isemez oluyor bu, çünkü dünyanın gidişatı bu yönde. Siz ne kadar bunun önüne geçmeye çalışırsanız çalışın. Sol fikirler toparlanamıyor. Sağ fikirlerde şu anda bir liderin peşinden gitme olsa da aslında bakacak olursanız kendi içlerinde onların da atomize olmaya yakın olduğunu görürsünüz. Göreceğiz de.
  • Demokrasi kesinlikle sandıktan ibaret değildir sözü aslında bu bireyselliği vurgulamak için kurulmuş bir cümle. Ben verdiğim ya da vermediğim oyların ardından boyun eğen ve kalabalıkların içinde ezilip giden bir toplum parçası olmak istemiyorum. Ben fikirlerimle varolmak, kimi zaman aykırı kimi zaman farklı bir birey olmak istiyorum. Ama mevcut düzen buna izin vermiyor.
  • Gezi Parkı ya da Taksim ya da İzmir ya da Ankara eylemlerinde sokaktakiler aslında gelecekte sıkça karşınıza çıkacak bireyler. Bunların faiz lobisine yaranmak ya da çok bağırarak birilerini iktidara getirip onların sırtından geçinmek gibi bir istekleri yok. CHP de dahil partiler kesinlikle bu gruplara kendilerini sevdiremiyorlar. Çünkü onlar da Gezi parkı insanlarının karşısına aynı diyalektikle çıkıyorlar. Farklılıkları anlamıyorlar.
  • Taksim’deki LGBT yürüyüşü bu bireysel farklılaşmanın uç örneği. Ama bunu örnek göstererek bak onların yürümesine izin verdik demek ki bireysel farklılıkları gözetiyoruz demek çok yanlış. İnsanlar hayata bakışlarında belki de o kadar aşırıya kaçmayacak bireyselliklerinin en azından hoşgörülmesini istiyorlar.
  • Toplumun elitleri belki iktadara yakın olmak belki kendi seslerinin daha çok duyurulabilir olması anlamında bunu anlamamış gibi yapıyorlar. Ama liberal bakış açısının bunu anlamamasını anlayamıyorum. Bu kadar basit ve bu kadar açıkça ifade edilen bu isteğin görmezden gelinmesini zaman zaman bireysel inada bağlamak zorunda kalıyorum.
  • Ben sokaktaki insanın zarar görmesini istemiyorum. Ben sokaktaki insanın çevresine de zarar vermesini istemiyorum. Ben dükkan sahiplerinin işlerinden olmasını polislerin uykusuz kalmasını istemediğim kadar sesini duyurmak isteyen çocukların ve onlar için sahaya inmiş büyüklerin de gaz yemesini istemiyorum.
  • Bu arada kamu vicdanını zedeleyecek hareketlerden kaçınılması en büyük dileğim. Örneğin çocukların sosyal medya paylaşımları yüzünden içeride kaldığı vaktin yarısında dışarı çıkan kasıtlı adam öldürmeden yargılanan polisin ya da elinde satırla bir kadını tekmelemeye cüret eden esnafın varlığı benim vicdanımı zedeliyor. Seçilmiş hükümete karşı mevcut tüm güveni ortadan kaldırıyor.
  • Tüm bu olaylar yaşanırken yerden taş alıp polise atmaya hazırlanan çocuğa kızıp bağıran teyzedeki itidali ülkenin başbakanında ya da sürekli olarak insanları iğnelemeyi zeka pırıltısı sanan Ankara belediye başkanında görmek istiyorum. Özellikle bazılarının olayların bitmesiyle yeniden eski kaale alınmayan durumlarına düşmemek için gerilimi beslediğini düşünüyorum.
  • Gezi Park ve benzeri olaylar bu bakış açısıyla bireysellik yanlısı gençlerin enerjilerinin çıkacağı düdüklü tencerenin düdüğüydü. Devlet erki bunu kesinlikle çok kötü kullandı. Tencerenin içindeki havayı almak yerine mevcut deliklerinin de kapatılmasıyla tencerenin patlamasına ve evin mutfağının rezalet bir hale dönüşmesine neden oldular.
  • Devlet elbette ki güçlüdür. Silahı vardır, gazı vardır, binlerce polisi, yetmezse jandarması o da yetmezse askeri vardır. Tomasıyla akrebiyle ortaya çıkan seslerin üstesinden gelebilecek güçtedir. Ama yapılması gereken bu mudur? Polisin karışmadığı halde büyüyen bariz bir vakanın yolkluğu, kendi hallerine bırakıldıklarında dağılıp giden insanların varlığı gerçekten bir şey anlatmıyor mu devlet büyüklerine?
  • Diyelim ki bunlar bir şey ifade etmiyor. Ama her yaştan çocuğun ülkenin birçok noktasında aynı anda sokağa inmesi, inemeyenlerin cama çıkıp tenceresini tavasını birbirine vurması aslında verilmek istenen mesajdır.
  • Ben bu ülkede  1980 darbe anayasasını yüzde 90’ın üstünde bir oyla onaylayan insanların hemen sonrasındaki kuşağıyım. Benden sonraki kuşak daha serbest büyüdü. Sonrasında gelenler ise iyice çığrından çıkmış vaziyette farklılaşmayı istiyor. Bakın bu farklılaşmanın içinde bana ateist camisi kurun ya da bundan sonra Taksim’de cinsel organlarımız açıkta gezmek istiyoruz gibi marjinal yaklaşımlar yok. İnsanlar onları gören ve gördüğünü belli eden, bir ümmet içine sıkıştırmaya çalışmayan bir yönetim istiyorlar. Sandığınızın aksine şu andaki erkin sırtını dayadığı kitle de taş çatlasa 5 sene sonra aynı şeyleri isteyecek. Şimdiden daha marjinal, sol tandanslı mütedeyyin kesimi herkes görüyordur. Bugün atılan adımlar yarın onların da mevcut erke karşı cephe açmasına neden olacak.
  • Bugün kimse Taksim’de başbakanı devirip yerine bir sonraki sıradaki muhalefet partisini koymayı düşünmüyor. Tankları çağırıp ortalığı Mısır yapmak isteyen br kesimin varlığından sözetmek gerçekten kara cahillik, aptallık ve sersemlik olur. Yapılan her sivil toplantının arkasında nasıl olur da sesimizi duyururuz var. Çünkü medya belli bir kesimin tek sesi haline gelmiş durumda. İnsanlar burada sadece takımları ekseninde farklı ses duyabiliyorlar. Alternatif basın olarak hiçbir gazetecinin can-ı gönülden onaylamadığı acayip basın organları türedi ve onlar da haketmedikleri tirajları alıyorlar. Bir diğer düdüklü tencere düdüğü de bu şekilde zarar görmüş oluyor.
  • Tüm bunlara rağmen yeni adımlar atılması için çok geç değil. Öncelikle devlet erkinin geri değil farklı bir adım atmayı kabul etmesi gerekiyor. Bu atacağı adım da onun yenilmişliğinin göstergesi olmayacak. İletişimsel olarak gerçekten, öyle samimiyetsiz vali tarzı değil, dinlemek ve dinlediğini göstermek lazım. Anlamak ve anladığını göstermek için aksiyona geçmek lazım. Planlar yapmak ve planların hayata geçeceği takvimi herkese iletmek lazım. Ve en önemlisi belki de basının yularını biraz olsun gevşetmek lazım.

Bunlar benim şahsi görüşlerim. Benim dinim dilim ırkım çok önemli değil. Söylediklerim de Allah kelamı değil, elbette içinde tartışmaya açık olan, yanlış çıkarımlarla bezeli bölümler vardır. Ama bunlar benim kendi bireysel görüşlerim. Toplumun hepsi bu şekilde düşünüyor diyerek kimsenin zekasına hakaret etmek de istemem. Ama bir kez olsun üstünde düşünülmesi gereken şeyler olduğuna inanıyorum.

Bir kez olsun Ankara’nın egosunu yönetmesi gerekiyor. Egolarının onları yönetmesine izin vermemesi gerekiyor.

Tarih daha çok oy alanları daha iyi yazıyor olsaydı bugün hala Hitler için methiyeler düzüyor olurduk. Ama tarih kesinlikle elinde bir küçük mumla da olsa farklı bir yön gösterenler unutmuyor.