admin

Meydandakiler ve diğerlerinin korkuları

korkuŞöyle bir dikkatle bakınca aslında herkesin birbirinden ve çevresindeki şeylerden korktuğunun farkına vardım. Şiddete maruz kalan da korkuyor, şiddet gösteren de… Evinden görüntüleri seyreden de, meydanda olan da, yukarıda olup ona git buna gel diyen de… Ben bu korkuların bazılarını teknik isimleriyle birlikte topladım sizler için. Liste, tanımlarıyla beraber aşağıda… Hangi korkunun kime ait olduğuna siz karar verin.

Efebifobi: Gençlik korkusu

Zenofobi: Yabancı korkusu

Teknofobi: Teknoloji korkusu

Somnifobi: Uyuma korkusu

Panfobi: Herşeyden korkma

İpovlopsiofobi: Fotoğrafının çekilme korkusu

Gerontofobi: Yaşlanma korkusu

Desidofobi: Karar verme korkusu

Agrizufobi: Vahşi hayvan korkusu

Amikofobi: Biri tarafından kaşınma korkusu

Rabdofobi: Bir çubukla dövülme korkusu

Politikofobi: Politikacı korkusu

Odinofobi: Acı çekme korkusu

Nemofobi: Hatıra korkusu

Hoplofobi: Ateşli silah korkusu

Hidrofobi: Su korkusu

Haptefobi: Dokunulma korkusu

Geliofobi: Gülme korkusu

Gelotofobi: Gülünç olma korkusu

Aerofobi: Hava alma korkusu

Kakofobi: Çirkinlik korkusu

Kromofobi: Renk korkusu

Distikifobi: Kaza yapma korkusu

Elöterofobi: Özgürlük korkusu

Teofobi: Din korkusu

Verbofobi: Kelime korkusu

Proktofobi: Kıç korkusu

Nostofobi: Eve dönme korkusu

Hedenofobi: Keyif alma korkusu

Bibliofobi: Kitap korkusu

Botanofobi: Bitki korkusu

Antrofobi: Kalabalık ve halk korkusu

Korofobi: Dans korkusu

Epistemofobi: Bilgi korkusu

İatrofobi: Doktor korkusu

Kainolofobi: Yenilik korkusu

Facebook’tan son dakika resmi açıklaması

/

Facebook LawsuitFacebook, protesto olaylarıyla bağlantılı olarak Türkiye’deki devlet otoriteleriyle herhangi bir kullanıcı bilgisi paylaşmamıştır. Genel olarak, Türkiye’deki devlet otoritelerinden gelen bilgi talepleri; yaşamsal ya da çocukları tehdit eden bir konu içermediği müddetçe (ki bu kapsamdaki talepler, bize ulaşan taleplerin çok küçük bir kısmını oluşturmaktadır) kabul edilmemekte ve resmi yasal kanallara yönlendirilmektedir. İnternet şirketlerinin Türkiye’deki asayiş otoriteleriyle daha sıklıkla kullanıcı bilgisi paylaşmasını gerektirebilecek yasal düzenleme önerileriyle ilgili endişelerimiz bulunmaktadır. Türkiye hükümetinin temsilcileriyle, bu hafta Silikon Vadisi’ne gerçekleştirecekleri ziyaret esnasında bir araya gelecegiz ve yasal düzenleme önerileriyle ilgili güçlü endişelerimizi kendilerine doğrudan da aktaracağız.

Konuyla ilgili yazdığım yazıda anlatılanlar ve kamuoyu tepkileri yüzünden Facebook acilen bir açıklama geçti. Bana çok inandırıcı gelmedi ama aksini kanıtlayacak bir durumum olmadığı için susuyor ve kabulleniyorum

Binali Yıldırım Twitter’ı alenen tehdit etti

/

angry-twitter-birdTaksim ve Gezi Parkı olayları ülkenin 2 şehri hariç dört bir yanına yayıldı. Sosyal medyada bu konuda tartışmaların olması kaçınılmazdı. Sosyal medyada insanlar düzenli olarak fikir beyan ettiler ve günün birinde devlet baba gelerek burada konuşulan birçok şeyin aslında terörist paylaşımı olduğunu söyleyerek işin içinden çıktı.

Sonra Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın arkadaşları Twitter ile irtibat kurarak bu şirketten kendilerine yardımcı olmasını istedi. Onlar da yok demiş. Neden? Çünkü avukat ve doktor telefonlarını paylaşan, orada olan bitene karşı kendini ifade eden, araya giren provokatör belediye başkanlarına karşı suspus oturamayan herkes terörist ilan edildi. Muhtemelen Twitter bunların ne olduğunu görünce bir git başımdan demiştir Binali Yıldırım’ın arkadaşlarına…

Yıldırım, tüm bu açıklamaları Erzincan’ın Kemah ilçesi Koçkar Köyü Sosyal Yardımlaşma, Dayanışma Kültür ve Eğitim Derneği’nin düzenlediği toplantı öncesinde aktardı. Normal şartlarda ülkelerde köylü dayanışma derneği girişinde konuşulmaz bunlar, ama bizde öyle…

Binali Yıldırım’ın sandığı gibi bu ülkede faaliyet göstermiyor Twitter. O kendi yerinde duruyor. Biz, onun hizmetlerinden faydalanıyoruz. Onların sandığı gibi para almak için Türk müşterilerin peşinden koşmuyor kimse. Türk müşteriler kendilerini ifade edecek zekada olmadığı için oradan trending topic satın alıyor. Ben bunu onları savunduğum için söylemiyorum. Sadece günün her saatinde oradayım ve net bir biçimde görüyorum. Ama bunları anlatacak yürek kadar anlayacak insan da gerekiyor.

Yıldırım “Bu ülkenin yasalarına göre suç teşkil eden konularda yargı ile kolluk kuvvetleriyle işbirliği yapmanız gerekir. Bütün ülkelerde bu böyle işler” diyor ve yanılıyor. Bu konu evrensel suçlarda geçerlidir. Artı vereceğiniz cezaların da uluslararası normlara uygun olması gerekir. Mesela Bir başka adama resmini göndermenin suç olduğu bir ülkede kadının taşlanarak öldürülmesi için isminin istenmesini k’ale almaz Twitter, almaması gerektiği konusunda da sanırım hepimiz hemfikiriz. Aynı şekilde bir doktorun telefon numarasını paylaştığı zaman terörist sayılacak 17 yaşındaki çocukların adreslerinin verilmemesi de açıkçası bana mantıklı geliyor.

Yıldırım konuşmanın bir yerinde algıyla oynayarak Twitter’da yazan adamların IP’lerinin alınmasıyla devlet kuruluşlarına siber saldırı yapanların konusunu birleştirme çabası içine giriyor. Bu ikisini aynı konuda kullanmak elmayla armutu toplamak gibi bir şey. Ama interneti ve sosyal medyayı bilmeyenlerin gözünde Gezi parkı eylemcileri bir anda ülkenin elektrik santrallarını çökertmek isteyen teröristler konumuna geçiyor.

Biz küçükken büyükler küçüklere “yavrum oranla çok oynama sonra düşer maazallah” derlerdi. Biz de şimdi algıyla çok oynamayın maazallah düşer müşer diyoruz.

Bu arada Bakan konuşmasının bir yerinde “Facebook uzun zamandır Türk makamlarıyla uyumlu bir çalışma içinde bulunuyor. Türkiye’de birimleri var. Onlarla bir sorunumuz yok” diyor. Bu Facebook’un olur olmaz her isteğe cevap verdiği anlamına geliyorsa çok ciddi bir sorunumuz var demektir. Facebook hangi isteklere ne şekilde cevap verdiğini dile getirene kadar zan altında kalacaktır.

Son olarak iletişimin en kötü yanına, karanlık tarafa giriyor Binali Yıldırım: “Twitter bize istediğimiz bilgileri versin. Aksi halde bu sürdürülebilir bir şey değildir.” “Kendileri üzülür”…

Açıkça ve alenen tehdit bir bakanın yapması gereken şey değildir.

Bir de temel iletişim kurallarından biri, eğer tehdit ettiğiniz şey sizi umursamazsa çok kötü durumda kalırsınız.

İnsan yargıdan korkar mı? Ben korkuyorum

/

korkakMontesquieu adında bir densiz, 1748 yılında Kanunların Ruhu (De L’Esprit Des Lois) isminde bir kitap yazdı. Kanunlar, güç ve devlet erkleri üstüne Fransız devrimlerinin de anayasasına temel oluşturan bu kitapta geçen kavramlardan biri gücün gücü kesmesiydi. Kabaca bir açıklamayla devlet yönetim gücünü üç eşit parçaya bölmüştü Montesquieu: Yasama, yürütme ve yargı. Bu kavramlar, aynı taş makas ve kağıt oyunundaki gibi birinin diğeri üstüne tahakküm kurmasını engelliyordu. Bunlardan birinin diğerine baskın olması, üstüne temelendirdiğiniz tüm demokrasinin yerle bir olmasına neden olabilecekti.

Bugün gazetelere enteresan bir haber girdi: İçişleri Bakanı Muammer Güler, sosyal medyada bir operasyon yapılacağını, bunun için de kanunlar çıkarılacağını söyledi. Bu haber aslında üstünde durulması gereken önemli bir mesaj taşıyor: Çünkü yürütmenin başındaki isimlerden bir bakan, yargının bakış açısını üstüne alarak tutuklamalar yapılacağını söylerken bunu da yasamanın hayata geçirmesine kesin gözüyle baktığı kanunları şimdiden müjdeleyerek  yaptı.

Bu herkesin dikkatini çekmemiş olabilir. Ama yine insanların dikkatlerinden kaçma ihtimali olan bir kavram üstünde duralım: Sosyal medya üstüne çıkarılacak yasaların insanları tahrikten koruması öngörülüyor. Bu söylem beni çok korkutuyor. Çünkü hırsızlıktan korunmaktan bahsettiğimiz zaman konu çok net bir biçimde tanımlanabiliyor: Birinin kendine ait olmayan bir şeyi, bunun ait olduğu bireyin rızası dışında alması… Ama tahrik deyince. İşin içinden çıkamıyorum.

Mesela politikacıların demeçlerinden tahrik olan insanlar var. Benim yazdıklarımdan tahrik olan insanlar var. İnternetteki resimlerden tahrik olan insanlar var. Örneğin duran bir adamdan tahrik olan insanlar var. Bunun net tanımını nasıl koyacağız da güçler ayrılığının bu kadar birleştiği bir ülkede kanunlaştıracağız bilemiyorum.

Bunun yanında ben kendi adıma insanların internette yanıltılmaması için eğitim misyonumu yerine getiriyorum. İnsanlara sahte resimleri gerçeklerinden nasıl ayırabileceklerini anlatıyorum. Ama ben bu konunun piri değilken orta ve alt seviyeli internet kullanıcılarını buna ikna etmek nasıl olacak bunu da bilemiyorum. TKNLJ yetmez bunun için okullardan başlayan topyekün bir eğitime ihtiyaç var. Bu eğitimi vermeye bunu paylaşan insanları hapse atarak başlatmak bence en iyi yöntem değil.

Bir süre sonra insanların korkarak artık herhangi bir yazı paylaşmaması durumunun oluşması belki birilerinin işine gelebilir. Ama büyük resme baktığımızda bnun hepimize zarar getireceği aşikar.

İnsan yargıdan korkar mı? Köpekbalıklarından korkar. Örümcekten korkar. Kanserden korkar. Ama ben korkuyorum. Bu bakış açısıyla neredeyse ülkemden korkuyorum. Çünkü eğer bu kanunlar yargıdan geçirilirse inanılmaz bir cadı avı başlayacak. Fikirlerini beyan eden sıradan insanlar da bu ayrıştırmanın içine girecek. Yüzde 100 suçsuz olsanız bile yaftalanacak ve işinden gücünden manevi varlığından olacak insanlar.

Güçler ayrılığı olsa… Yasama, yürütme ve yargı birbirini doğruya doğru götürebilecek olsa bu kadar korkmazdım. Ama şimdi it gibi korkuyorum benim ve herkesin başına gelebileceklerden. Şimdi ağzından salyalar akıtarak bir görüşün üstüne gidenler ileride anlayacaklar başlarına gelebileceği. Belki şimdilik ben korkuyorum.

Daha fazla uzatmayayım kimse tahrik olmasın.

Hiç libor faiziyle ilgili slogan duydunuz mu?

/

tumblrTaksim, gezi park, örgütlerin kara planı veya adını ne koyarsanız koyun… Burada yaşanan olaylar nedendi, anlaşılamayan neydi, en azından benim bu konudaki motivasyonum neydi… Bunu kendi şahsi tarihime not düşmek istedim.

AKP ilk parti olduğunda beni heyecanlandırmamıştı. Ama o zamanlarda da şimdiki gibi elle tutulur dişe dokunur bir lider açığı olduğu için AKP’ye oy verdim. Etrafımdakiler bana kızdılar ancak o zaman için ülke için yapılması gerekenin bu olduğunu düşündüm. Bir süre boyunca yaptıklarını ve yapmaya muktedir gözüktükleri şeyi takdir ettim. İsim isim söylemek gerekirse yakından takip ettiğim ve etmek zorunda olduğum Binali Ylıdırım gibi isimlerin çalışmaları ve bazı duruşları beni verdiğim oy için pişmanlığa sevketmedi.

Ama sonra bir şeyler olmaya başladı. Aslında öyle değil, bir süre sonra bir şeyler olmamaya başladı. Benim de oylarımla gelen AKP, bana kendini benim partim değilmiş gibi hissettirmeye başladı. Ben neden dünya görüşü ve duruşu bana daha yakın partilere oy vermemiştim? Çünkü riyayı özellikle siyaset alanında kaldıramayan bir insanım. Ayakkabılarını unuttuğu için toplantıya katılmayan ve o yüzden de ülkede borsayı yerle bir eden bir başbakan istemiyordum. Veya internet alanında yalan şanlış kararlar alıp beni dinlemeyen birini…

Fakat öyle bir yere geldik ki sadece belli bir kesimi dinlemeye başladı başbakan ve partisi. Benim olmaktan çıktı. Benim olmaktan çıkmasının beni rahatsız ettiğinin yarısı kadar da onlar rahatsız olsun isterdim. Ama olmadılar.

Somut örnek mi gerekiyor? Oraya buraya cami yaptırması, sünniyi aleviye karşı kayırması, basını topyekün kendine bağlaması ve ardından hiç de sıkılmadan bu adamlar bize böyle yazıyor görüyor musunuz şunları demesi… Eğitim sistemini daha küçük yaşta başörtü takılması için şaşkına çevirmesi… Üniversite giriş imtihanlarında gerçekleşen inanılmaz şeyleri görmezden gelmesi… İnternet konusunda gerçekten dünyanın bize güleceği kararlar alması ve bunları da savunması… İçkiden keyif almayan ve sosyalleşme adına ağzına yılda bir ya da iki kadeh içki koyan benim gibi adamları alkolik ilan etmesi… Okul çaylarına seks partileri muamelesi yapması…

Ben kendi adıma uzun zamandır “yeter” deme ihtiyacı hissediyordum. Birinin bir yerde dur demesi gerekiyordu. Gezi parkı bunun en önemli bahanelerinden biri oldu. Yeter dememin sebebi faşist önetim gitsin demek değil. “Yeter lan bir dur” demek aslında. “Beni hiç duymuyor beni kaale almıyorsun” diyen insanların bir araya gelerek başlattıkları bir hareket bu.

Bu noktada hükümet ya da onun başı olan erkin pardon demesi de şart değildi. Evet anladım dediğinizi cümlesini birinci paragrafta kullanması gerekirdi. İnsanların üstüne giderek hayır ben ne dersem odur mantığıyla hareket etmeyip, şimdiye dek hiç şiddete bulaşmamış insanları şiddetle tanıştırmamasıydı. Çünkü şiddetle tanışan insanların iki seçeneği var: Korkmak veya korkuyu yenmek. Korkusunu yenen insanlar bu olayların büyümesine neden oldular.

Eğer erkin içinde olay tecrübesi olan kişiler olsaydı, böylesi bir hareketin içine kötü niyetli insanların gireceğini tahmin ederdi ve sırf bu yüzden bile olsa olayların büyümesine izin vermezdi. Eğer benim zerre kadar kötü niyetim olsaydı, hükümet erkinin olay tecrübesi var, sırf olay büyüsün diye kötü niyetli kişilerin bu olaylara sızmasına izin verdiler derdim. Ama öyle demeyeceğim.

Hükümetin ben böyle istiyorum öyle olacak demesi bence yanlış. Hele ki bak biz daha kalabalığız demesi daha da yanlış. Kimse diğer kitlenin daha kalabalık olduğunu iddia etmiyor. İnsanlar diyor ki tamam ya kalabalıksın ama bizi de duy. Biz de bu ülkenin bir ferdiyiz der gibi gibi insanlar değil mi? Meydanlardan hangi mesajlar kaldı aklınızda? SSK primleri düşsün mü? Libor faiziyle borçlanmak istiyoruz mu? Hayır. Sadece direniş…Direniyorlar sadece ve haklı olmak değil, haklı olup olamayacaklarını birinin tartışmasını istiyorlar.

Biraz da basından bahsetmek gerekirse… Sosyal medyanın gelişmesi ve gerçek bir medya organı olması için yaptığınız katkı ve destek için hepinize sonsuz teşekkürler.

Bir fotoğrafın sahte olduğunu nasıl anlarsınız?

/

Sosyal medyada dolaşan fotoğraflar var. Bazı kötü niyetli insanlar, insanları kandırmak ve galeyana getirmek için internet üstünden buldukları eski yaralanma veya eylem fotoğraflarını toplayarak kötü niyetli olmanın hakkını veriyorlar.

Bize düşen bu kötü niyetli insanların attıkları kıvılcımla halka ateşi yaymamak.

Gördüğünüz resimler en yakınınızdan veya çok güvendiğiniz insanlardan gelebilir. Olayların ateşi sırasında her zaman yeterince itidalli olamayabiliriz. Veya bir haberin gerçek mi yoksa yanlış mı olduğunu bilmek, her zaman o kadar kolay olmayabiliyor.

Ben bir sosyal medya vatandaşı olarak size bazı küçük ipuçları vermek istiyorum. Bir fotoğrafın internette başka bir siteden alınmış sahte bir şey olup olmadığını anlamanın göreli olarak oldukça garantili bir yolu var. Size bunu adım adım anlatmak istiyorum:

Öncelikle resmin üstüne sağ tıklayarak resmi bilgisayarınıza kaydedin.

Ardından images.google.com adresine gidin. Önünüze şöyle bir site çıkacak:

1

Bu bildiğiniz Google’ın resim arama motoru sayfasıdır. Buradan işinize yarayan resimleri arayabilirsiniz. Ama Google’ın en önemli hizmetlerinden biri olarak buraya resim yükleyerek bu resmin benzerlerini bulmak için de hareket edebilirsiniz. Bunun için arama butonunun en solunda bulunan fotoğraf makinesi simgesine tıklayın. Karşınıza şöyle bir ekran gelecek:

2

Buraya resmin internetsitesinde gözükmesini sağlayan internet adresini kutucuğa yazarak görselle ara diyebilirsiniz. Ama bu işin en garantilisi sağdaki linke tıklayarak görsel yükleyin linkine tıklayın. Karşınıza bilgisayarınızın dosya yapısı gelecek. Oradan resmi kaydettiğiniz alana giderek resmi seçin ve görselle arayın butonuna tıklayın.

Sonuç olarak karşınıza aşağıdaki gibi bir sonuç silsilesi gelecektir:

3

Gördüğünüz gibi verdiğiniz resim ne olursa olsun ona çok benzeyen resimleri Google önünüze getirecektir. Eğer internette size sunulan resmin aynını görürseniz, hemen üstüne tıklayın. Eğer eski tarihli ve başka bir şey için kullanılmış resimse, size sunulan haber çok yüksek ihtimalle sahtedir. Hemen bunu sosyal medyada yayabildiğiniz kadar insanla paylaşarak sahtekarlık yapıldığını duyurun.

Bir minik uyarı yapmak istiyorum: Bazen gerçek resimlerin de sahte olduğunu da söyleyenler çıkacaktır. Bu anlamda etkin bir biçimde içinizdeki her şüpheyi Google resim arama ile paylaşın.

Ülke için, haklıyken haksız duruma düşmemek için yapılması gereken bir şey bu.

Lütfen bilgisayar başında sadece iki dakikanızı alacak şu küçük aramayı kendinize iş edinin. Hiçbir istenmeyen olayın vebali üstüne kalmasın.

“Kavmin” kefaret gününde günah keçisi sosyal medya seçildi

/

gunah kecisiGünah keçisi kelimesinin nereden geldiğini bilmiyor olabilirsiniz. Günah keçisi eski Yahudi inanışta bulunan bir kavramdır. Kefaret Günü adı verilen bir günde kavmin günahları simgesel olarak keçiye yüklenirdi. Tüm günahları taşıyan keçi kesildiğinde insanların tüm günahlarından arındığı, tertemiz olduğuna inanılırdı.

Bugün için aynı şeyleri o kadar net bir biçimde yaşıyoruz ki unu günah keçisi kavramı o kadar net bir biçimde anlatıyor ki başlığa bunu çekmeden yapamadım.

Herkesin sosyal medyaya saldırası geldiği ve sosyal medyanın aslında yaşanan bütün kötü şeylerin anası olduğunu hep birlikte devlet büyüklerinin topyekün açıklamalarıyla öğrendik. Devlet yetkilileri bu alanda tezlerini güçlendirmek için farklı kanallardan iletişim bombardımanı başlattı.

Örneğin Uluslararası Sosyal Medya Derneği (USMED) adı verilen bir kurum, Taksim Gezi Parkı odaklı gelişmelere ilişkin, “Yaşanan olaylar göstermiştir ki, eylemi iyi niyetle destekleyen sosyal medya kullanıcıları kadar, provokasyon amaçlı kullanan, yalan paylaşımlar yapan, sahte hesaplarla bilgi kirliliğini körükleyen, çıkarları için ülkemizi kaosa sürüklemek isteyen kötü niyetli kullanıcılar olduğu da gözlemlenmiştir” açıklamasında bulundu. O sosyal medyanın derneği olan kurumun o sosyal medyaya bu kadar net bir biçimde saldırmasını çözebilmek mümkün değil.

Hatta bu kurum diyor ki “Sosyal Ombudsmanlık devreye sokulmalı, sosyal medya şikayet yönetimi yasalaşmalıdır. Sosyal medya üzerinden yapılan provokasyon ve bilgi kirliliği, sıkı denetimlerden geçirilerek olayların büyümesine mahal vermeden engellenmelidir.” Sosyal medya engellenmelidir deyince zaten sözün bittiği yeri yaşıyoruz.

Peki bu günah keçisine karşı neler yapılacak… Bunun cevabını yine basına bugün yansıyan başlıklardan buluyoruz: AKP, partinin ‘tanıtım ve medya’, ‘ArGe’ ve gençlik kollarının katılımıyla oluşturulan komisyonsosyal medyada en çok konuşulanları, AK Parti algısını, nasıl tanıtım yapılacağını ve provakasyon alanlarını tek tek analiz etmeye karar vermiş. İzmir’de il ve 30 ilçenin kadın, gençlik kolları ile ana kademenin ‘tanıtım ve medya’ ve ‘Ar-Ge’ başkanlarının katılacağı toplantı, Kaya Otel’de yapılacakmış.

Bu arada devletin bizzat konuyla ilgili verdiği demeçlerde buram buram müdahale kokuyor: İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, sosyalmedya kullanıcılarına yönelik bir operasyonun sinyalini şöyle verdi: “Emniyet’in yetkili birimi sosyal medya üzerinde ters algı yaratamaya çalışan kişilere karşı bir operasyon düzenleyecek. Benim bir fikrim var diyenlere karşı benim telsizim var, taşım var, molotofum var diyenlere karşı mücadele ediyoruz. Sosyal medyayı prokovatif eylemler için kullananlar var. Bununla mücadele edeceğiz. Emniyet güçlerimizi zor duruma sokmak isteyen her algıya karşı mücadele edeceğiz.”

Devletin sözünün tek başına yetmediği durumlarda dini motiflerle bezeli açıklamalar da gündemdeki yerini aldı: Din işleri Yüksek Kurulu Başkanvekili Zeki Sayar, sosyal medyada yapılan dini paylaşımlann inançlar arası çatışmayı körüklememesi gerektiğini söyledi. Sayar, “Zihinleri karıştıracak, inanç zaafiyetine yol açacak, dinler ve inançlar arası çatışmaları körükleyecek hiçbir bilgi paylaşılmamalıdır. Sosyal medyada dini konularda yapılan paylaşımlarla ilgili “Paylaşılan bilgide sübjektif mülahazalar değil “doğruluk” ölçü alınmalı ve okuyucu kitlesinin her seviyeden eğitime sahip olabileceği göz önünde bulundurularak; zihinleri kanştırâcak, inanç zafiyetine yol açacak, dinler ve inançlar arası çatışmalan körüldeyecek hiçbir bilgi paylaşılmamalıdır” açıklamalarında bulundu.

Çemberi kapatmak için bir de yurtdışından örnek blunmalıydı ki aynı gün içinde bu da yapıldı: Twitter’da Kuveyt Emiri Şeyh Sabah El Sabah’ın devrilerek rejimin değişmesi gerektiğine ilişkin mesajlar yazan 37 yaşındaki öğretmen Hûda el Acmi 11 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Yani Gezi parkı olaylarında gerçekten çok yanlış şeyler yapıldı, birçok “günah” işlendi. Toplum ve yönetim erki bu günahların yükünü taşıyamazdı. Bu yüzden de tüm günahlar sosyal medyaya yüklendi. Onu kestiğimiz anda bir tane bile günahlı insan kalmayacak “kavmimizde”…

Hepimize hayırlı olsun…

Bilişim Muhabirleri Derneği sosyal medya açıklaması

/

social-mediaKamuoyunun Dikkatine!

Ülkemizde 30 Mayıs’tan itibaren yaşanan olaylar, herkes gibi biz Bilişim Muhabirleri Derneği mensuplarını da derinden üzmüştür. İnsanların ifade özgürlüklerini kullanmak üzere başlattıkları bu hareket sonrasında bazı noktalarda istenmeyen olaylar vuku bulmuştur. Bu vesileyle zarar görmüş herkese geçmiş olsun dileklerimizi iletmek isteriz.

BMD olarak kamuoyunda oluşması muhtemel olumsuz bir yanlış anlaşılmayı düzeltmeyi görevimiz sayıyoruz:

Türkiye’de 20 yılı aşkın bir süredir hızla gelişen ve hayatımıza birçok alanda katkıda bulunan internet ve onun çok önemli bir parçası olan sosyal medya araçları için olumsuz açıklamalar yapılmıştır. Birçok kesimin internet ortamında yayılan bir takım olumsuz yönlendirmeler için hayatımızın bu önemli parçasını suçlayıcı bazı açıklamalarına üzülerek şahit oluyoruz.

Sosyal medya, aynı evimizdeki sıradan teknolojik aletler gibi sadece bir araçtır. Nasıl kullanılacağı, hayatımıza nasıl katkıda bulunacağı tamamen kullananların niyetine göre değişmektedir. Sosyal medya bu bakış açısıyla edilgen bir yapı içermektedir.

Ana akım medyanın olayları haber olarak işleme konusunda yeterince etkin olamaması, olaylarda özellikle sosyal medya araçlarının ön plana çıkmasına neden olmuştur. Twitter gibi araçlar sayesinde ani başlayan olaylar sırasında kaybolan çocuklar bulunmuş, yaralananlara acil tıbbi müdahale imkanları sağlanmış, vatandaşın en tabii hakkı olan bilgi edinmesi mümkün hale getirilmiş ve en önemlisi kanaat önderleri halk tarafından itidalli davranmaya davet edilmiştir.

Bu süreçte kim oldukları halen belirlenememiş bazı karanlık niyetli kişiler tarafından bir takım asılsız ve yalan haberler de bu araçlarla yayılmış, ancak yine sosyal medyanın aydınlık insanları tarafından bu haberlerin önüne set çekilmiştir. Bilindiği kadarıyla, sosyal medyadan yayılan kötü haberler yüzünden maddi veya fiziki zarara neden olacak herhangi bir olay yaşanmamıştır.

Sosyal medya, ana akım medyayı besleyen, internet kullanıcılarının kendi gibi düşünenleri bulabildiği diğer yandan kendini zenginleştirebildiği bir ortam sağlamaktadır. İnternet ve sosyal medyanın varlığı, demokrasinin en işlevli unsurlarından biri olarak ön plana çıkmaktadır.

Daha önce bu tarzda söylemlerin bu önemli araçların kullanımını kısıtlama ya da toplumun belli bir kesimini bunu kullanmaktan soğutma gibi negatif hareketlere yol açması ihtimalini hep birlikte yaşadık. BMD olarak konuyla ilgili negatif söylemlerde bulunanları, daha bilinçli bir tavır içinde değerlendirme yapmaya davet ediyoruz. Türkiye’de bu alanın gelişmesinde katkıda bulunmuş en değerli beyinler olan bilişim muhabirleri, konuyu aydınlatmak üzere ilgililerden bu konuda gelecek her tür soruyu da uzman kişiler ve global kaynakları kullanarak örnekleriyle yanıtlamaya hazırdır.

Kamuoyunun dikkatine sunarız

Saygılarımızla.

Bilişim Muhabirleri Derneği

Çalışanlar iş yerinde bağlantı parasını kendi verseler de Facebook istiyor

/

Facebook LawsuitMicrosoft’un 32 ülkede yaptığı araştırmaya göre çalışanların neredeyse yarısı sosyal medya araçlarını kulanmak istiyor. Sosyal medyaya bağlanmayı şirketin bu konuda kesin kuralları olsa da, bağlantı parasını kendi verse de istiyor.

Microsoft’un Ipsos tarafından yapılan 10 bine yakın beyaz yakalı çalışanla gerçekleştirdiği araştırmasına göre ankete katılanların yüzde 39’u iş yerinde bilgi paylaşımının sosyal medya üstünden yapılmasının daha iyi olacağını, yüzde 40’ı da sosyal medya araçlarının daha iyi bir ortak çalışma ortamı hazırlayacağını söylüyor.

İş yerlerine kendi cihazını getirme konusu uzun süre tartışıldı. Ancak çalışanlar iş yerine kendi cihazlarını getirmekle kalmıyor bunun üstünde kendi hizmetlerini de mutlaka ekliyor. Rapora katkıda bulunan analistler çalışanların bu araçlarla kendilerini daha farklı hissettiklerini, daha modern ve sürekli bağlı oldukları araçlarla özel hayatlarını yansıtmayı umduklarını dile getiriyor.

Bölgesel bakış açısıyla; Asya Pasifik bölgesi çalışanları sosyal araçlar sayesinde verimliliklerinin arttığını dile getirirken Latin Amerika ülkelerindekiler yine sosyal medya araçlarıyla işbirliklerinin arttığını dile getiriyor. İstatistikler Asya Pasifik ve Latin Amerika ülkesi çalışanlarının sosyal medyayı iş yerinde etkin bir biçimde kullandığını ortaya koyuyor.

Sektörler bazında bakıldığında daha ilginç veriler ortaya çıkıyor: Finansal hizmetler pazarında çalışanların şirketlerinde sosyal medya yasakları daha yüksek olsa da bu kişiler bu araçları çok daha yoğun bir biçimde kullanıyor.

Financial services and government employees are most likely to say their company places restrictions on the use of social tools, likely due to the high level of regulation in those sectors. Finansal hizmetler sektöründekilerin yüzde 74’ü, kamu sektöründekilerin yüzde 70’u sosyal medya konusunda yasaklara maruz kaldıklarını dile getirirken perakende sektöründekilerin yüzde 59’u bu yasaklara maruz kaldıklarını dile getirirken yasaklardan daha sert bir biçimde yakınıyor.

Cinsiyet açısından bakıldığında ise erkekler kadınlara göre daha yüksek bir oranla sosyal medyanın işbirliklerini artırdığını söylerken kadınlar sosyal medya araçlarının yasaklanmasından daha çok şikayetçi. Erkekler sosyal medya yasaklarının güvenlik yüzünden yapılıyor olmasına hak verirken kadınlar bunun verimliliği düşürdüğünü daha çok vurguluyor.

Microsoft, ürettiği Micosoft 365, Lync ve Yammer gibi araçlarla şirketlerde bu gibi sorunların “tatlıya bağlanabileceğini” dile getiriyor.

Kurumsal Harlem Shake caiz midir?

/

harlemHarlem Shake komik bir fikir: Bulunduğunuz ortamda dans edin. Önce ofis ortamı gibi yerlerde ciddi gözükün, son 20 saniyede o kadar cozutun ki insanlar gülmekten kırılsınlar. Fakat daha çıkar çıkmaz o kadar çok ve çabuk yayıldı ki daha ikinci gününde biz bu hareketlerden bezmiştik. Sonra muhtemelen bir kanun çıktı ve Harlem Shake yapan kurum ve kuruluşlara vergi indirimi geldi ki bütün şirketlerin Youtube ortamında bir Harlem Shake videosu yayımlandı.

Bu yazının konusu olmalı mıydı, olmamalı mıydı… Tamamen kişisel fikirlerime dayalı, herhangi bir bilimsel kaygısı olmayan bir yazı bu.

Şöyle başlayalım: Harlem Shake neden yapılmalı:

  1. Çok komik olduğu için
  2. Çekilirken çalışanlar eğlendiği ve bu onlara ekstra motivasyon kattığı için
  3. Şirketinizin ağır ve hantal imajını daha dinamik ve genç bir yapıya dönüştürebilmek için
  4. Eşe, dosta ve düşmana biz aslında biraz fırlamayız ve espri yeteneğimiz vardır demek için

Ardından neden olmamalı taraflarına bakalım:

  1. Espritüellik ve yavşaklık arasındaki çizgiyi herkesin anlayıp anlamayacağına emin olmak imkansız
  2. Kurumsal dünyada espritüelik ve yavşaklık arasındaki çizgi zaten çok ince
  3. Kurumsal dünya “Merhaba Ayşe hanım siz o videodaki dolabın üstüne çıkıp bacağını aşağı yukarı sallayan bayansınız sanırım… Bizim ödemelerde de bu gayreti gösterecek misiniz” denme riskini barındırmaktadır
  4. Halkın büyük bir çoğunluğu asgari ücret ve altında para kazanmaktadır. Kurumsallar bilse de bilmese bir öykünme ve kıskanma durumu söz konusudur. Harlem Shake şarkısı, videonuz ve üstünde yazan şirket isminiz onların size olan nefretin azalmasında çok yardımcı olmayacaktır.

Ortalama bir vatandaş gözüyle bakınca ise karşımıza kurumsal hayatın içine saklanmış, herşeyi maille yapmaya çalışan, aslında niteliksiz insanların işten kaytarmak için mesai saatleri içine denk getirilmiş aktivitesi olarak gözüküyor bana. Aslında mesai saati dışı olabilir, patronun haberi olabilir, şirket tanıtımına katkısı olmak için zoraki bunlar yaptırılmış olabilir. Ben hislerimi dile getiriyorum. Dedim ya bilimsel olma kaygım yok.

Eğer bunu sizin kurumsal şirkete danışmanlık veren iletişim ya da sosyal medya ajansınız söylüyorsa… Hemen gidip yanaklarını sıkın onların hisli hisli… Ve deyin ki onlara: “Seni gidi dışarıda bir şey görmeden aklına fikir gelmeyen şirin eşek sıpası seni… Seni gidi iletişimci süsü verilmiş tavşan dudak…” Onlar zaten anne babalarından şımartılmış bir neslin çocukları. E siz de haketmedikleri paraları vererek bu şımarıklığı bir kat daha artırıyorsunuz. Bari iyice sıkın yanaklarını olsun bitsin…

Haydi gençler… Con los terroristas… Do the harlem shake…