admin

Ne güzel fantezimizdin sen Emmanuelle Abla

/

Bilinen en önemli erotik filmlerden biridir. Zaten filmin bilinmesi için yaklaşık 70 farklı sürümü çekilmiş hatta paralı erotik kanallara dizisi yapılmıştır. Hikaye Fransa’da çok satılan bir kitaptan alınmıştır. Emmanuelle Arsan adlı yarı Tayvanlı yarı Fransız bir kadın tarafından yazılmıştır. Arsan’ın hikayesi bildiğiniz filmin hikayesidir. 16 yaşında UNESCO’danFransız diplomatla evlenmiş olan bu kadın gerçekten de oldukça fantezik erotik şeyler yaşamış ve bunu yazıp çok para kazanmış bir insandır.

Gelelim filme… Film erotik olmasının ve güzel kadınlar göstermesinin ötesinde çok bir değere sahip değil. Ama zamanının (1974) patlama yapan erotik film furyası içinde en çok çalışılmış, otantik mekanlara gidilmiş ve best seller olmuş bir eserinden uyarlama olmasından dolayı çok tutmuştur.

Filmin en çok beğeni kazanmasını sağlayan değerlerinden biri elbette ki tüm zamanların en güzel kadınlarından biri olan Sylvia Kristel’in varlığıdır. Kaşı gözü ve özellikle de vücudu on numara olan bu kadın film çekildiğinde 21 yaşında tazecik olan bu hatun filmde birçok erkeği kendine aşık etmiştir. Benim görüşüm o ki filmde asla çıplak olmasa, o dik dik bakışlarıyla hasır sandalyede oturmasa bile herkesi kendine aşık edebilirdi. Genellikle devam filmlerinde orijinal filmde oynayan hatunu oynarken görmeyiz ama Kristel Emmanuelle 3′e kadar oynamıştır. Sonrasında hüzünlü dramalarda komedi filmlerinde kendini gösterse de genellikle hiçbir yerini açmamış olsa bile fantezi rollerinin kadını olmuştur.

Filmin içinde aslında kimsenin ulaşamayacaı fantezilere raslıyoruz: Örneğin uçak koltuğunda sevişmek, hemen arkasından uçağın tuvaletinde seks yapmak, üçlü seksin bir parçası olmak, kamuya açık ortamlarda biriyle birlikte olmak… Bunlar itiraf etmese de hemen her erkeğin rüyalarının bir parçasını süsler. Kadınların da süsler mi oturup sonra tartışalım.

Film Türkiye’ye ancak 1978 yılında artık seks filmleri furyasının patlama yaptığı zamanlarda gelmiştir. Büyük sinemalarda sanat filmi tadında oynamamıştır. Ama derin seks filmi oynatan sinemalara da düşmemiştir. Çok beğenilmiştir. Yine de E.T. filminin dahi remake’ini yapabilen Yeşilçam bu filmin Türkçe tekrarını yapmayı göze alamamıştır. Zaten kim inanır ki bir Türk kadınının öyle Tayvanlara gittiğine orada seks yaşadığına…

Bu film için araştırma yaparken yanlışlıkla Kristel’in son halini gördüm. Yaşlandığımızı onun son halini görünce anladım. O zamanlarda sinemaların önünden geçerken yan gözle çaktırmadan bakıp hayranlık duyduğumuz kadın, 58 yaşında olmasının da getirdiği şartlar yüzünden çok kötü olmuş. Ama o hala şu anda 40 – 70 yaş arasında olan erkeklerin fantezisi…

Sınıfta en çok kimi sevmezdiniz?

//

fahrenheit451İnsanın içini titreten anlardan biri. Ray Bradbury 91 yaşında öldü. İyi bir bilim kurgu yazarı olarak değil, çok iyi bir edebiyatçı olarak hayatımıza damgasını vurdu. Şimdi onun adını duymuş ama neresinden tutacağını bilemeyenler için, okuma alışkanlığı olmayanlar için Fahrenheit 451′in neler ifade ettiğini, neler edebileeğini anlatalım sizlere…

Öncelikle bu kitap klasik bir distopya, yani anti-ütopya. Eğer ütopyalar bize idealize edilmiş ülke ve medeniyetleri anlatıyorsa distopya bize bunun tam tersini, insanlığın çok kötü olduğu zaman ve ortamlardan örneklemeler yapıyor.

F 451, kağıdın kendi kendine alev alma sıcaklığı olarak tanımlanıyor. Gelecekte bir dünya düşünün: Binaların tamamında yangın sorunu çözülmüş. Artık hiçbir ev yanmıyor. Ama yine de şehirlerde etkin bir biçimde çalışan bir itfaiye teşkilatı var. Çünkü itfaiyeler kitapları toplayıp yakıyor. Tek işleri bu. İtfaiyelerin içinden biri, yaktıkları kitapları okumaya başlıyor, hayran kalıyor ama kitaplarla yakalanıyor. Neden yaktıklarını soruyor itfaiye amirine, aldığı cevap çok vurucu: Bilginin gücünden bahsediyor itfaiye amiri. Sınıfında en çok kimi sevmezdin diye soruyor…. Sınıfta en çok sevilmeyen kişi, parmağını en çok kaldıran kişi. Bu sevgisizliği ortadan kaldırmak için bilgi ortadan kaldırılıyor.

Sansür sebebini böyle tanımlıyor Bradbury. Ama bahsi geçen sansür, farklı sebeplerle de olsa her yanımızda var. Kimi zaman itfaiyeciler yakıyor, kimi zaman faşistler, kimi zaman sözde komünistler, kimi zaman dinciler, kimi zaman dinsizler.

Sansüre karşı dik durmanın sebebi ortam sıcaklığını F 451′in altında tutmak.

Yapabilir miyiz bunu?

Kobane Testi

[mlw_quizmaster quiz=1]

 

 

[mlw_quizmaster_leaderboard mlw_quiz=1]

Aleme verir talkını, kendi yutar salkımı

/

fuhrerBurada biz bizeyiz. Kimse sansür olsun demiyor. Kimse birileri yazdıkları yüzünden cezalandırılsın demiyor. Birisi Kemal Kılıçdaroğlu ile Führer arasında bağlantı kurduğunda ciddiye bile almamak lazım. Ama CHP milletvekili Aykan Erdemir konuyu o kadar güzel toparlamış ki hukukun oportünizm ve adam kayırmacılığa nasıl kurban gittiğini net bir şekilde görmemizi sağlamış…

CHP Bursa milletvekili Aykan Erdemir, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü Bursa il müdürü Kadir Akarkaya’nın Twitter hesabını kullanarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na hakaret edenler hakkında savcıları göreve davet etmiş. 17 Temmuz 2014 tarihinde Kadir Akarkaya’nın Twitter hesabından paylaşılan “führer ke-MAL” ifadesiyle ilgili Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’a soru önergesi veren CHP’li Erdemir, BYEGM il müdürü Akarkaya’nın bir gazetede yer alan “Ben Twitter kullanmıyorum. Böyle bir şey yazmadım.” beyanı sonrasında sorumluların ortaya çıkarılması talebinde bulundu.

Bir kamu görevlisine yakışmayan bu hakareti Akarkaya’nın sahiplenmemesinden memnuniyet duyduğunu belirten Erdemir, “Akarkaya’nın sözüne itibar ettiğimiz için bu işin takipçisi olacak ve Haziran 2011’den bugüne Akarkaya’nın hesabından kendisi adına twit atan sahtekarları er geç ortaya çıkaracağız” dedi.

Meselenin yalnızca bir sahtekarlık meselesi olmadığını, Akarkaya adına @kadirakarkaya hesabını kullanan kişilerinin gün be gün kendisinin tüm ziyaretçilerinin bilgilerini ve fotoğraflarını da paylaştığını hatırlatan Erdemir “belli ki il müdürlüğü içindeki paralel bir yapılanma Akarkaya’nın tüm bilgilerini sahte Twitter hesabından paylaşarak büyük bir güvenlik zaafiyeti oluşturmaktadır” dedi.

Yani bir adam birisi hakkında haberi olmadan Twitter hesabı açacak. Her gün çoluğu çocuğuyla resimlerini koyacak. Sonra hukuki sonuç doğuracak bir mesaj atıldığında ben Twitter bile kullanmıyorum diyecek. Yemezler canım.

Devletin bu gibi mesajların kökenini bulmak için Twitter’ı kapatmaya kadar giden aksiyonlar aldığını biliyoruz hepimiz. Hapise giresim olsa deneme yapıp mesaj olarak bir devlet büyüğüne Führer yazsam muhtemelen beni 10 dakikada ayıklarlar. Ki ben devlet memuru bile değilim.

Bu durum güzel Türkçemizde net olarak tanımlanmıştır: Aleme verir talkını, kendi yutar salkımı…

Fatih Terim kişisel hakların bayrağı olacak

/

terimFatih Terim, aralarında yaptıkları mesajlaşmaların basında yayınlanmasına neden olduğu için Galatasaray Başkanı Ünal Aysal’ı dava etti. Aysal hakkında “haberleşmenin gizliliğini ihlal” suçundan 6 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı. Savcılık, bu mesajları televizyonda yayınlayan Rasim Ozan Kütahyalı hakkında da hakaret ve haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan 1 yıldan 6 yıl 8 aya kadar hapis cezası talep etti.

Çok enteresan bir karar bu. Şimdiye kadar muhtemelen onlarca dava açılmıştır u yüzden. Ancak davanın bu kadar ünlü simalar eşliğinde basına bu derece yansıması, kişisel hak ve özgürlükler anlamında ülkede yepyeni bir çağın açılmasına neden olacak. Bayraktarlığını Fatih Terim’in yapması olayı daha da takip edilebilir hale getiriyor.

Artık benim mesajlarımı başkalarına çeviren insanlar bu konuda iki kez düşünmek zorunda kalacak. Hatta bunları paylaşan ve haberini yapmak isteyenler de iki yıla yakın hapis cezasıyla yargılanmak durumunda kalacaklarını çok net bir biçimde görmüş oldular.

İddianamede, telefon mesajlarının müşteki Terim ile şüpheli Aysal arasında daha önce gerçekleşmiş olan ve herhangi bir ortam ve yerde alenileşmemiş haberleşme içerikleri olduğu belirtildi. İddianamede ayrıca şüpheli Kütahyalının, şikâyetçi Terim’e karşı farklı tarihlerde yazdığı öne sürülen Twitter mesajları ve özel bir kanalda yayınlanan program sırasında yapmış olduğu açıklamalar ile de alenen hakaret suçunu işlediği öne sürüldü.

Facebook’tan yapılan yoruma 4 günlük maaş kesintisi

/

facebook-likeBiz sosyal medya diyoruz, insanlar kendilerini ifade etsin diyoruz, devlet çıkardıkça suyunu çıkarıyor…

Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü, Bilecik İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görev yapan polis memuru İ.Ş. hakkında, sendikal faaliyetlerde bulunmaktan dolayı geçen şubatta soruşturma başlattı. Polis İ.Ş.’nin Facebook üzerinden yaptığı “mücadeleden sırf iç çekişmelerden dolayı çekiliyor veya bu mücadeleye desteğinizi kesiyorsanız size güle güle sırf ikballeri uğruna belli mücadeleleri bırakanları tarih affetmeyecektir” yorumunu tespit eden EGM, polis memuru hakkında soruşturma başlattı. İ.Ş. hakkında disiplin tüzüğün gereğince 6 ay kısa süreli kıdem durdurma cezası verilmesini talep etti. Ancak, polise 4 günlük maaş kesimi cezasını verdi.

Burada tartışılması gereken tek şey Facebook’ta kendini ifade edenlere langır lungur ceza vermeyin olmalıyken karşımıza neler çıkıyor? Facebook’tan hukuksuz delil elde etme… Yapılan yorumla verilen ceza arasında illiyet bağı… Facebook’un sözleşmesi (kişisel verilerinizin, ABD dahilinde aktarılmasına ve işlenmesine izin verirsiniz hükmünün, 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 2. bölümündeki “Sadakat”, “Tarafsızlık ve devlete bağlılık” ile çelişmesi) Hani utanmasalar Facebook’a bu verileri verdin sen casussun diyecekler…

Biz ülkece, hele hele hukukça Facebook sistemini hiç çözemedik.

 

Melo’dan önemli bir sosyal medya dersi

/

Yazıya başlamadan söyleyeyim, bu yazının yazılmasının takım ve taraftarlıkla ilgisi yoktur. Tamamen sosyal medyada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir konuyu gündeme harika getirdiği için kaleme alınmıştır.

Galatasaray’ın orta saha oyuncusu Melo, taraftarının sevdiği, diğer takım taraftarlarının birçok açıdan nefret ettiği bir kimlik. Sporculuğu ya da pozisyon bilgisi açısından değil, yaptıklarıyla alakalı bir şey bu.

Takip edemeyenler için kısa bir özet geçmek gerekirse, Melo geçtiğimiz haftalarda Fenerbahçe ve Galatasaray arasında oynanan Süper Kupa maçında gündeme tekrar geldi. Bu maçta Fenerbahçe kalecisi Volkan ile yaşadığı gerginliğin ardından maç sonunda Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören’in elini sıkmaması ayrı bir tartışma konusu oldu.

Fenerbahçe’nin yönetim olarak dile getirdiği sert demeçlerin hemen ardından çok ilginç bir paylaşım yaptı Melo:

melo mesaj

Mesajda geçen taş, kayanın küçüğü olan değil, erkek üreme sisteminin önemli bir parçası. Bu mesajla beraber tüm sosyal medya sallandı ve ardından da Fenerbahçe yönetimi ve Aziz Yıldırım Melo’yu mahkemeye vereceği duyurusunu yaptı.

Bunun üzerine Melo bir açıklama yaparak “Sosyal medyada paylaştığım şeyler hep resimleriyle alakalıdır. Türkçe bilip, bir kulüp başkanına küfür etmem söz konusu olamaz. Bu benim Galatasaraylı duruşuma zaten yakışmaz. Kırdığım olduysa kusura bakmasın lütfen” dedi.

Bu noktada önümüze birkaç önemli ders çıkıyor:

  • Eğer bir muhabbetin nereye gittiğini bilmiyorsanız, özellikle de paylaşımlar sizin için yabancı bir dilse kesinlikle paylaşmı yapmayın
  • Hukuki olarak suç içeren bir mesajı paylaşmanın hukuki sorumluluk doğurup doğurmayacağı çok gri bir alan. Yine de nasıl olsa bana bir şey olmaz demeyin. Gri tehlikeli olabilir
  • Özür dilemek asla küçültücü br şey değildir. Bu mekanizmayı kullanmakta fayda var.
  • Konu hakkında danıştığım avukat arkadaşlar özür dilemenin hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmadığını dile getirdi. Yani “nasıl olsa özür dilerim amaan” diyerek sağa sola dalmayın.
  • Eğer bir sosyal medya kriziniz varsa bunu üç gün sonra değil, hemen çözmeye çalışın. Melo bu vakada negatif elektriğe oldukça maruz kaldıktan sonra özür diledi. Hemen harekete geçmiş olsa ortalık bu kadar karışmayabilirdi.

Ölüm şirinse ölüm olmuyor mu?

//
Plants versus Zombies: Garden Warfare
Plants versus Zombies: Garden Warfare

Oyun benim uzmanlık alanım değil. Ama babalık, uzmanlık alanlarımın başında geliyor. Halen karşılıklı birbirimize ısınma turları attığımız Xbox One için aldığım ilk oyun, tabii ki oğlumun istekleri doğrultusunda Plants Versus Zombies: Garden Warfare oldu. Oyun 10 yaş üstündeki bütün çocukların oynayabileceği şekilde etiketlenmiş. Bu Warfare ismi nereden geliyor diye baktığımda PlayStation zamanlarımızdan kalma Modern Warfare serisini buldum. Onun etiketi de 17 yaş altındaki çocuklar oynamasın yönünde…

PvZ oyununu biraz izledim oğlum oynarken. Çok akıllıca bir iş yapmışlar: iPhone ve türevi cihazlarda oynamaya alışık olduğumuz karakterleri alışık olduğumuz savaş oyunu formatına çevirmişler. Karakterler bezelye atıyor güneş topluyorlar (bizim için)… Hepsi daha önceki telefon tabletten alışık olduğumuz tipler. Aşağı yukarı özelliklerini biliyoruz. Kesinlikle karizmatik değiller ama çok şirinler.

Ancak benim anlamadığım, kuralları ve şiddeti insanların savaştığı dünyayla hemen hemen aynı. Her ikisi de eser derecede kanlı. Her ikiside adam öldürme üstüne kurulu. Ama birinde bezelyeyle adam ödürdüğünüz için 10 yaş üstü her çocuk oynayabilir yazıyor diğerinde insanlar kurşunla bıçakla öldüğü için aman 17 yaşın altı kafayı yer bunu deniyor.

Bu işte kesinlikle bir terslik var.

Benim şahsi kanaatime göre terslik diğer oyunların 17 yaş üstü oynanması isteğinde yatıyor. Çünkü öyle ya da böyle 17 yaş altı çocukların çok büyük bir kısmı bunu oynuyor. Ama oynarken onlar bunun adam öldürme ya da boğaz kesme olduğuna bakmıyorlar. Tamamen mekanik karakterler görüyorlar. Ki gördükleri bezelye atan bitkiden çok farklı bir şey değil.

Bence böylesi oyunlar seçerken ve özellikle de oynarken çocukların yanından ayrılmayın. Onun endişe ve mutluluğunu en iyi siz anlarsınız. Ha siz onu mutlu ve insancıl yetiştirmişseniz hiçbir oyundaki silah onu saykokilır yapamaz…

Twitter bugün sürünerek ayağımıza gelecek!!!

/

twitter hapisBilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu BTK ile sosyal medya ağı Twitter’ın üst düzey yetkilileri bugün İstanbul’da biraraya gelecek.

BTK ile Twitter yetkililerinin yarın yapacakları görüşmede, Twitter yetkililerinden Türkiye’de ofis açmalarının yanı sıra Ar-Ge faaliyetlerini Türkiye’de yapmaları istenecek.

BTK Başkanı Tayfun Acarer ve beraberindeki heyet ile Twitter’ın Uluslararası Kamu Politikalarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Colin Crowell arasındaki ilk görüşme 14 Nisan’da gerçekleşmişti. Acarer ve beraberindeki heyet, Twitter’ın Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Kamu Politikaları Direktörü Sinead McSweeney başkanlığındaki heyet ile 21 Mayıs’ta İrlanda’nın başkenti Dublin’de ikinci kez bir araya gelmişti. Dublin’deki ikinci görüşmede en somut gelişme, “Türkçe canlı destek hattının kısa süre içinde devreye gireceğinin” açıklanması olmuştu. 

Bakan Elvan, daha önce yaptığı açıklamada, sosyal medya alanında geçmişte bazı sıkıntılar yaşandığını ifade ederek, “Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin aldığı kararların dikkate alınmaması gibi bir eğilim söz konusuydu. Youtube, Twitter, Facebook gibi sosyal medya kuruluşları artık mahkeme kararlarını uyguluyor. Bir kısmı biraz geç uyguluyor ama genel olarak mahkemelerin aldığı kararların uygulandığı bir tutum sergileniyor. Bu noktada ciddi bir sıkıntı söz konusu değil” diye konuşmuştu.

Bu görüşmenin nelere kadir olduğunu TKNLJ stilinde irdeleyelim:

  1. Bu toplantının varlık sebebi, başlıkta da belirtmeye çalıştığım gibi ülkenin onurunu tazelemek. Bak koca kuş ayağılıza geldi lafı hükümetimizin ihtiyaç duyduğu karizmayı ona geri sağlayacak
  2. Twitter burada niye arge yapsın? Hayır yapsın da ne argesi yapacak yani? Yeni like butonları mı tasarlayacak? Biz ondan ne istiyoruz?
  3. Bu toplantılar Twitter’ı IP adresleri vermeye ikna turu olabilir mi? Bakan söylememiş ama bu toplantılarda mesaj atanların adreslerini verin diye hiç sormayacaklar mı? Daha önceki üç toplantıda sormadılar mı?
  4. Canlı destek hattı için görüşmeler yapıldı da ne oldu? Sonuç olmayınca ne olacak?
  5. Son olarak: Eğer bir tane yarar sağlayacaklarsa Türkiye’ye… İnsanların gerçek olduğunu katınlayacak hizmetin Türkiye için yaygınlaşması sağlansın. Hala Cumhurbaşkanı adayı ve bakanların hesapları resmi olarak doğrulanmış değil…

Ekmel bey sosyal medyayı nasıl beceremedi?

/

ekmeleddin-ihsanogluİnternet tarihi ve gelişimine bakınca bu mecranın hep örgün medyaya bir altenatif olduğunu göreceksiniz. Daha çok iki ve daha alt sıradaki politik oluşumlar, fikirler burayı kullanıyor. Çünkü sistem onların ulusal ve örgün medyayı kullanmasına izin vermiyor bir şekilde önlerine belirgin bir set çekiyor. Örneğin 1990’ların ikinci yarısında milliyetçi görüşün, Erbakan ve yanındakilerin bu alanı çok etkin kullandığını görüyoruz.

Ülkemizin bugünleri için aslında ideal bir yapı oluşturuyor sosyal medya. Çünkü bu alan inanılmaz derecede karşıt görüş potansiyeli taşıyor. Bunu Gezi olaylarında, 17-25 Aralık olaylarında, yerel seçimlerde net bir biçimde gördük. İktidar sahibinin bunun önüne set çekmesi için attığı yasal ama meşru olmayan adımlar, yaratılmak istenen troller ve sahip olunan basının kağıttan kahramanlarının hezeyanları bu gücü engelleyemedi.

Beklenen TRT ve AA gibi devlet merkezli basın odaklarına karşı sosyal medya özellikle Ekmelettin İhsanoğlu için süper bir çözüm olabilirdi. Ama olmadı. Çünkü doğru adımlar atılamadı. Ne yapılakadı, niye ve nasıl yapılamadı konularını masaya yatıralım:

  • Obama halka dokunuyor. Kendine dokunan 649 bin kişiyi takip ediyor. Ekmel bey ise 17… Bunun içinde BTP başkanı Haydar Baş ve Erdoğan da var. Obama “ben sizi görüyorum” diyor. Ekmel bey “ben çoğunluğu rakip 17 kişiyi görüyorum” diyor.
  • Ekmel beyin en önemli eksiği mesajlarını aktaramaması. Çünkü rakibi kadar çıkamıyor televizyonlara gazetelere. Ama bakıyorsunuz mesajlarını aktaracağı yerlerden onu öğrenebiliyor muyuz diye? Hayır. Çünkü bir internet sitesi, halk için çekiliş bir videosu yok
  • Düzenli olarak 10-15 saatte 4-5 mesaj atıyor. O mesajları da bilgilendirmek için değil dostluk kardeşlik adına atıyor. Konuşma yaratamıyor.
  • Halkla etkileşim kurmak için değil hesabı, tek yönlü bilgi vermek için… Ben ne dersem o olur diyen Erdoğan’dan çok da bir farkı yok. Ulaşmak istediği beyinlerin kabul etmekte zorlanacağı bir ataerkil yapıyı barındırıyor bünyesinde…
  • Bundan haftalar önce bir öneri getirdim: Ekmel bey buradan insanları dinlesin, onların sorularına cevap versin dedim. Ekibinden bunu duyanlar oldu ama seçimlere sayılı günler kala kimse dikkate almadı. O zaman siz nasıl bütünleşeceksiniz benimle? Ne yaşam tarzınız bana uyuyor ne duruşunuz… Fikirlerimizin paralel olduğunu nasıl bileceğim? Yeni Akit gazetesine verdiğiniz röportajdan mı?
  • Sosyal medya için sözde dahiyane bir fikir bulmuşlar. Gönüllüler istihdam etmişler. Bunlar olur olmaz yer ve zamanlarda karşıma çıkıp “Ekmel’e vermezsen Tayyip’e verirsin haaa” gibi çirkin, temelsiz ve derinliği olmayan korkutucu mesajar veriyorlar. Bunu düşünen “ben var ya ben” deyip seviniyor mudur evinde?
  • Obama ne yaptı? Filmler, açıklayıcı metinler ve sıkça sorulan sorular hazırladı. Birisi bir konuda konuşmaya başlayınca hemen onun yazdıklarının altına veya tam suratının ortasına bak Obama ne diyor deyip filmini gösterdi gönüllüler.

Bu işi yapanlar her ne kadar tersini söyleseler de Erdoğan’ı beslediler.

Eğer Ekmel bey buna rağmen seçilirse çok büyük sürpriz olur…